Hindistan’da ilk kez yenilenebilir enerji üretimi nükleer enerji üretimini geçti.



1.2 milyar nüfüslu Hindistan'ın yenilenebilir enerjiye yıllardır yaptığı yatırımlar yavaş yavaş meyvesini vermeye başladı. Ülkenin güneş ve rüzgarla elde ettiği enerji, nükleer enerjiden elde ettiği enerji miktarını geçti.


Son verilere göre, ülkede üretilen elektriğin yüzde 5.6'sı yenilenebilir enerji kaynaklarından gelirken,nükleer enerji ile yüzde 3.2'lik bir üretim yapılıyor.





Hindistan'ın en büyük yenilenebilir enerji kaynağı rüzgar santralleri oluşturuyor. Ancak son yıllarda güneş enerjisi alanında da yatırımlar arttırıldı. Hindistan'ın 2022 hedefi ise, yenilenebilir enerji kaynaklarını ülkenin ikinci en büyük enerji kaynağına çevirmek olarak biliniyor.

Ülkede karbon salınımını asgari düzeye çekmek için son 10 yıldır yenilenebilir enerji kaynakları konusunda büyük yatırımlar yapılıyor.
Read More

Yenilenebilir Enerji ile Yıllık 4.2 Trilyon Dolar Tasarruf Mümkün.



Yenilenebilir enerjinin, küresel enerji dağılımındaki payının 2030 itibari ile ikiye katlanması trilyonlarca dolar tasarruf sağlayacak.Bu rakam, yapılması gereken yatırımın 15 katı anlamına geliyor.



Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı'nın (IRENA)'nın yaptığı son araştırma, yenilebilir enerjiye geçişin küresel ekonomiye potansiyel katkısını ortaya koydu. Araştırmaya göre, yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payının 2030 yılına kadar iki katına çıkarılması ile yılda 4.2 trilyon Dolarlık dolarlık tasarruf sağlanabilir, ki bu artışın sağlanması için gerekli olan yatırımdan çok daha yüksek.
IRENA tarafından yayınlanan; REmap: Roadmap for a Renewable Energy Future (Yenilenebilir Haritası: Yenilenebilir Enerji Geleceği için Yol Haritası) adlı rapor, şu anda küresel elektrik üretiminde payı %18 olan yenilenebilir enerjinin payını 2030 yılına kadar %36'ya çıkarılması için yapılabilecek basit adımları da özetliyor.
2030 yılında 24.4 milyon insana yenilenebilir enerji sektöründe istihdam sağlanabilir, Bu 2014 yılının rakamlarına göre, sektörde 15 milyondan daha fazla yeni istihdam anlamına geliyor,Küresel gayri safi hasılayı 1.3 Trilyon dolar yükseltebilir,Kömür gibi fosil yakıtlar gibi kaynaklardan kaynaklı hava kirliliğini düşürerek yıllık ortalama 4 milyon kişinin hayatını kurtarılmasını sağlayabilir,Küresel sıcaklık artışını, sanayi öncesi dönemlere göre 2°Cnin altında tutulmasını sağlayabilir,2030 yılına kadar enerji kaynaklı sera gazı emisyonunu 12 milyar ton düşürebilir - Bu rakam, ülkelerin Paris Anlaşması öncesi verdiği Ulusal Katkı Niyet Beyanlarındaki rakamın tam 5 katı emisyon azaltımı anlamına geliyor.




IRENA Genel Direktörü Adnan Z. Amin "Yenilenebilir enerjiyi iki katına çıkarmak sadece mantıklı ve makul değil aynı zamanda da yapmamaktan çok daha ucuz. Yenilenebilir Haritası Raporu, sadece en ekonomik yolu değil, çevresel ve sosyal olarak en vicdani yolu da gösteriyor. Bu yol daha fazla iş yaratacak, düşecek olan hava kirliliği ile milyonların hayatını kurtaracak ve Paris'te anlaşılan 2 derece hedefi için izlenmesi gereken yola da girmemizi sağlayacak" diyor.
Bu rapor, IRENA'nın daha önce hazırladığı küresel yol haritası raporunun ikinci versiyonu, bu seferki analiz, küresel enerji kullanımının yüzde 80'ni yapan 40 ülkeyi kapsıyor. Kapsanan ülkeler arasında Türkiye de bulunuyor. Rapora göre, elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payı önemli aşamalar kaydetti, bu adımlar devam ederse, 2030 yılına kadar yenilenebilir enerjinin payı yüzde 45 düzeyine çıkabilir, ancak elektrik üretimi dışında da yenilenebilir enerjinin kullanımı için, ulaşım sektörü, binalar ve sanayi sektöründe önemli bir potansiyel var. Ancak bu sektörlerde olan gelişmeler, olması gerekenden daha yavaş ilerliyor.
IRENA Yenilikçilik ve Teknoloji Merkezi Direktörü, Dolf Gielen "Güç ve elektrik sektöründe, enerji dönüşümü hızlı ilerliyor, ancak küresel iklim ve kalkınma hedeflerine ulaşabilmemiz için, ulaşıma, ısınmaya ve soğutma sektörüne daha çok odaklanmamız gerekiyor. Eğer gerekli aşamaları kaydeder, ve 2030'a kadar iki katı yenilenebilir enerji hedefine ulaşırsak, bu en yüksek enerji tüketen sektörler de daha gazla yenilenebilir enerji kullanıyor olacaklar ve hedefe daha fazla yakınlaşacağız" diyor. Var olan ulusal planlara göre, yenilenebilir enerjinin payı küresel düzeyde 2030 yılına kadar yüzde 21'e ancak ulaşabilecek. 2030'a kadar iki katı yenilenebilir enerji hedefini yani yüzde 36 hedefini tutturmak için, yıllık yenilenebilir enerji kurulum hızının 6 katına çıkması, 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji konusunda, yıllık ortalama brüt 770 milyar Amerikan Doları daha fazla yatırım gerekiyor, bu yatırımların küresel enerji sistemindeki net olarak yaratacağı harcama artışı ise sadece yıllık 290 milyar Amerikan Doları. Bu yatırımın yaratacağı tasarruf ise bu rakamın tam 15 kat: 2030 yılına kadar 4.2 trilyon tasarruf hava kirliliğine ve iklim değişikliğine yapılacak olan harcamaların düşürülmesi ile sağlanabilir.Yenilenebilir enerjiyi iki katına çıkarmanın temel faydaları:5 temel adım atılması gerekiyor: Bu hedefe ulaşmak için raporda 5 öncelik belirleniyor:(1) Fosil yakıtlar lehine sonuç veren, piyasa aksaklıklarını gidermek;
(2) enerji sistemlerinin esnekliğini arttırarak farklı yenilenebilir enerji formlarının sisteme girişini kolaylaştırmak;
(3) yeni kentsel dönüşüm projelerinde ve sanayide ısınma ve soğuma kullanımı için yenilenebilir enerji kullanımını önceliklendiren çözümler üretmek;
(4) yenilenebilir enerji ve biyo-yakıtların ulaşımında kullanımını arttırarak hava kirliliğini düşürmek
(5) biyo-enerjinin sürdürülebilir, ekonomik ve güvenilir bir şekilde teminini sağlamak. IRENA Genel Direktörü Adnan Z. Amin; Yenilenebilir enerji çağı önümüzde, ama gerekli olan çabayı sarf etmez isek, bu potansiyele uluslararası iklim ve kalkınma hedeflerimize ulaşmak için gerekli olan hızda erişemeyeceğiz. Bu yol haritası, hem kamuda hem de özel sektördeki karar vericilere, eldeki fırsatları ve bu fırsatları kaçırmanın maliyeti hakkında önemli bir uyarı yapıyor". Diyor.
Read More

KOP Bölgesinde Yenilenebilir Enerji İçin Örnek Proje

KOP İdaresi’nin desteklediği UNİKOP Enerji Evi Projesi ile Niğde Üniversitesi yerleşkesine güneş enerjisi kaynaklı yüksek teknoloji gerektiren ve tamamen yerli imkanlarla üretilen kendi kendine yeten çevreci bir sistem kurulacak.


Konya Ovası Projesi (KOP) Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının desteğiyle Niğde Üniversitesi UNİKOP Enerji Evi Projesi için imzalar atıldı. Senato Salonu’nda gerçekleştirilen imza törenine KOP İdaresi Başkanı İhsan Bostancı, Niğde Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Görür ile projede yer alan akademisyenler katıldı. Aksaray, Karaman, Konya ve Niğde’den oluşan KOP Bölgesi’nin topyekun kalkınmasını öngören KOP İdaresi, Eylem Planı çerçevesindeki projeler için çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Niğde Üniversitesi Prof. Dr. Nejat Veziroğlu Temiz Enerji Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi ve Endüstriyel Hammaddeler ve Yapı Malzemeleri Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından geliştirilen yüksek teknoloji ürünü güneş panelleri ile donatılacak ve kendi enerjisini üreterek bağımsız çalışacak UNİKOP Enerji Evi Projesi başladı.



KOP BÖLGESİNDE YENİLENEBİLİR ENERJİ İÇİN ÖRNEK PROJE
KOP Eylem Planı çerçevesinde girişimcilik, yenilikçilik, AR-GE, ulaştırma, enerji ve üniversite-sanayi işbirliği alanlarına önem verdiklerini belirten KOP İdaresi Başkanı İhsan Bostancı, Enerji Verimliliği Uygulama Alanlarının Araştırılması Çalışması sonucu enerji yatırımları konusunda Niğde Üniversitesi bünyesindeki Araştırma Merkezlerinin önemli çalışmalar yürüttüğünü ifade ederek şunları söyledi: “KOP İdaresi’ne iletilen destek talebi ile birlikte Niğde Üniversitesi’nin kendi enerjisini kendi üreten ve ürettiği enerjiyi depolayarak enerji üretmediği dönemlerde kullanabileceği Niğde Üniversitesi UNİKOP Enerji Evi projesi adıyla örnek bir proje ortaya çıkmış oldu. Enerji yatırımlarında mümkün olduğu kadar kendi kaynaklarımızı kullanmanın önemini hepimiz biliyoruz. Yurtdışından temin ettiğimiz enerji çeşitliliği ürünlerine ödediğimiz rakamlar Türkiye bütçesine önemli yükler getirmektedir. İhtiyaç duyduğumuz enerjinin ülkemizde üretilebilmesi için öncelikli olarak AR-GE çalışmalarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu alanda geçtiğimiz yıl yatırım programına aldığımız Enerji Verimliliği Uygulama Alanlarının Araştırılması ve Bilinçlendirme faaliyetlerinin yapılması projesi kapsamında bildiğimiz bir gerçekten yola çıkarak Niğde Üniversitesi Araştırma Merkezlerinde AR-GE çalışmaların yürütüldüğünü gördük ve bu projeyi destekledik. 2015 yılı için bir milyon lira ödenek tahsis edilen bu projenin toplam bütçesi ise 3 milyon 350 bin lira olarak belirlendi. Projenin 2017 yılı içerisinde ise tamamlanmasını bekliyoruz. Bu projenin hayata geçirilmesinde destekleriyle her zaman yanımızda olan Kalkınma Bakanımız Sayın Cevdet Yılmaz’a, proje yürütücüsü Niğde Üniversitemizin değerli Rektörüne ve akademisyenlerimize teşekkür ediyoruz.”


UNİKOP ENERJİ EVİ KESİNTİSİZ ELEKTRİK ÜRETECEK
Niğde Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Görür de, üniversitesi yerleşkesinde inşa edilecek UNİKOP Enerji Evi Projesinin yaklaşık 200 metrekare kapalı alan ve 150 metrekare yeşil alana sahip güneş enerjisi kaynaklı 20 kilovat saatlik kesintisiz elektrik üretecek ve tamamen çevreci bir sistem olacağını söyledi. Sistemin; güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren güneş pili panelleri, suyu hidrojen ve oksijene ayıran elektrolizör, hidrojen ve oksijen depoları ve güneş enerjisinin yeterli olmadığı veya güneşin olmadığı gece süresince ise elektrik üretecek yakıt pili ve ilgili kontrol sistemlerinden oluştuğunu kaydeden Rektör Görür, “Niğde Üniversitesinde geliştirilen elektrolizörün en önemli özelliği yüksek basınçta çalışması ve hidrojen deposuna direkt olarak bağlanabilmesi. Dolayısıyla gürültülü ve pahalı kompresörlerin kullanımına ihtiyaç duyulmayacak, katı oksit yakıt pillerinin ısı ve elektrik enerjisi üretimine olanak tanımalarından dolayı da güneş olmadığı zaman binanın hem elektriğini hem de ısı ihtiyacını karşılayabilecek. Ayrıca yapılacak binada ‘Faz Değiştiren Maddeler’ kullanılarak, binanın ısıtma ve soğutma yükü azaltılarak sıcaklık kontrolü sağlanacak. Kurulması planlanan sisteme gelen güneş ışınımı, panellerde üretilen elektrik, elektrolizörün ürettiği hidrojen ve oksijen ile yakıt pilinden elde edilen elektrik devamlı olarak kaydedilmek suretiyle sistemin tekno-ekonomik analizi ve uygulanabilirliği konusunda da önemli veri oluşturulacaktır.” diye konuştu. 
Read More

Türkiye Yenilenebilir Enerjiyi Yapay Olarak Pahalılaştırıyor.



Enerji sistemlerinin dönüşüme odaklanan  Agora Energiewende İcra Direktör Yardımcısı Markus Steigenberger, Almanya'ya oranla daha zengin güneş ve rüzgar kapasitesi olan Türkiye'ye "uygun maliyetli" yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırma çağrısı yaptı.
Steigenberger, rüzgar ve güneş enerjisi için kurulacak santrallerin, uzun süren ruhsatlandırma süreçleriyle yavaşladığını belirtti.

DHA'nın sorularını yanıtlayan Markus Steigenberger, geçmişte nükleer enerji üreticisi olarak bilinen Almanya'nın yenilenebilir enerjiye geçişteki kararlılığını yinelerken, Türkiye açısından "nükleerin iyi bir seçenek olmayacağı" görüşünü vurguladı.
Almanya merkezli Agora Energiewende'den Steigenberger, 3 mart 2016'da İstanbul'da gerçekleşen "Paris Anlaşması Sonrası Enerji Politikaları Paneli"nde konuşmacı olarak yer almıştı. Aralık ayında Paris'te gerçekleşen Birleşmiş Milletler 21. Taraflar Konferansı (COP21) kapsamında üzerinde fikir birliğine varılan küresel anlaşma, emisyon azaltım hedefleri doğrultusunda yenilenebilir enerjiye geçiş sinyalleri vermişti.
Panelin ardından DHA' ya konuşan Agora düşünce kuruluşundan Steigenberger, Almanya'da hükümet ve parlamentonun nükleer ve fosil yakıtları geride bırakıp, yenilenebilir enerjiye yüzünü dönmek konusunda net kararlar verdiğini söyledi.
Steigenberger, "Almanya'da siyasi partiler ve toplumun en önemli mevkileri arasında, nükleer ve fosilden yenilenebilir enerjiye geçiş konusunda bir fikir birliği var. 2022'nin sonunda son nükleer santralin de kapatılması gerekecek ve kimsenin karşı çıkabileceği bir durum değil" dedi.
Yenilenebilir enerji yüzde 3'ten 33'e yükseldi
Almanya'da yenilenebilir enerji payının 1990'da yüzde 3 ile başladığını belirten enerji uzmanı, bu oranın 2000'de yüzde 6'ya çıktığını, ardından rüzgarın rekor kırdığı 2015'te yüzde 33'e yükseldiğini açıkladı.
Steigenberger, "Yenilenebilir enerjinin artışı tahmin edilenden çok daha hızlı oldu ve tüm hedefler aşıldı. Ancak, yenilenebilir enerjiyi kurmak bir bakıma kolay. Asıl sorun, tüm sistemi nasıl dönüştüreceğimiz" diye vurguladı.
Almanya'da yenilenebilir enerji deyince akla güneş ve rüzgarın geldiğini belirten Steigenberger, bu iki enerji kaynağının en ucuz teknolojiler olduğu ve ülkenin gelecekteki güç sistemi olarak belirlendiğine dikkat çekti.
Buna rağmen, "güneş ve rüzgar enerjisinin hava koşullarına bağımlı olması, sistem odaklı bakıldığında bir sorun" diye konuşan Steigenberger, elektrik kesintileri değil, güvenilir bir sistem istediklerini belirtti.
"Rüzgar ve güneşle dengeyi kurabilecek esneklik gerekli" diye sözlerini sürdüren enerji uzmanı, Almanya'nın depolama, şebeke, esnek gaz ve elektrik tüketimi yoğun olan şirketlerin kullanımını arz-talep ilişkisi doğrultusunda azaltmak gibi teknik çözümlere odaklandığını söyledi.

Ayrıca, ısınma ve ulaşım gibi diğer endüstrilere entegrasyonu sağlayarak ve "pazarı tasarlayarak" bu karmaşık sistemi senkronize ve organize etmenin önemine değindi. Markus Steigenberg, "mümkün olan en az maliyetli şekilde bunu başarmak istiyoruz" diye vurguladı.
İşte bu dönüşen pazarın en önemli özelliği, karbon teknolojilerinden uzak, elektriğe her istenildiğinde ulaşılabilen ve güvenli bir sistem olması.
Steigenberger'e göre, işte bu sorunun yanıtını Almanya henüz bulabilmiş değil.
"Türkiye'nin rüzgar ve güneşi, Almanya'dan çok daha iyi"
Peki "bulutların ülkesi" Almanya'nın, "güneşin ülkesi" Türkiye'ye önerileri neler?
Almanya'da yeterli güneş olmaması ve rüzgar koşullarının kötü olması sebebiyle, Türkiye'nin çok daha güçlü konumda olduğuna dikkat çeken Agora yöneticisi, rüzgarın en ucuz güç olduğu ve güneşin de 10 yıl sonra en ucuz kaynak olacağı yorumunu yaptı.
Markus Steigenberger'e göre, iklim değişikliği ve sağlığa ilişkin riskler bir tarafa bırakıldığında bile ucuz olması yenilenebilir enerjiye yönelmek için yeterli bir sebep.
Steigenberger, Türkiye'nin ise santrallerin kurulumunu yapay olarak pahalılaştırdığı ve idari süreçler ve ruhsat onayını karmaşıklaştırdığı eleştirisini yaptı.

Staigenberger'e göre, Almanya'da iki üç ayda kurulabilen santrallerin Türkiye'de en az bir senede kurulabilmesi yatırımcılar açısından da belirsizlik kaygısı yaratıyor.
 
"Nükleer, iyi bir seçenek değil"
Almanya, nükleere sırtını dönerken, Türkiye kısa süre önce Mersin'in Akkuyu bölgesinde yapılacak ilk nükleer santral için kolları sıvadı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da "2023'te iki santralimiz olacak" diye duyurdu.
Markus Steigenberger ise "nükleerin iyi bir seçenek olmadığını" belirtti ve ekledi:
"Nükleere ilişkin riskleri ve nükleer atıklar gibi henüz yanıtları bilinmeyen soruları yargılamak herkesin fikrine kalmış. Ancak Almanya'nın nükleeri sonlandırmak için sebepleri vardı. Öncelikle nükleer, güneş, rüzgar ve tabii ki kömürden çok daha pahalı. Neden nükleer santral kuralım ki?"
Agora yetkilisi, "Güç sistemi açısından da baktığımızda, nükleerin iyi bir seçenek olmadığı görüşündeyim" diye uyardı.


Nükleerin "esnek olmayan" doğası ve 24 saat çalışması gibi dezavantajlarına değinen Steigenberger, nükleerin sistemde yenilenebilir enerjiye yer açmadığına dikkat çekti.


Ayrıca, "Rüzgar ve güneşin dünyasında, nükleer ihtiyacınız olan şey değil" diye vurguladı.
Read More

Siemens ' in Türkiye'de ki 160. yılı.


Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis ile enerji birimleri yöneticileri, Enerji Gazetecileri ve Medya Derneği (EGAD) ile bir araya geldi. 

Hürriyet gazetesinden Merve Erdil' in haberine göre, Siemens Enerji Üretimi Bölüm Direktörü Sinan Bubik, pazardaki kurulu güçten düşük verimli gaz santrallerinin yılda 200-300 megavat (MW) eksilmeye başladığı bir dönem yaşandığını belirterek, şunları söylüyor: “İthal taş kömürü, yerli linyit kömürü, bir takım kojenerasyon projeleri, atıklardan enerji üretimi, önümüzdeki 3-4 yıl daha yoğun olacak. Biz önümüzdeki 2-3 yıl gaz pazarında büyük bir hareketlenme beklemiyoruz. Türkiye’de gazı tamamen yok etmek mümkün değil. Çok hızlı devreye giriyor, nispeten temiz bir enerji kaynağı. Türkiye’de gaz santrallerinin her zaman ağırlığı olacağına inanıyoruz. Önümüzdeki dönemde kömürün doğalgazdan bir miktar pay alacağını düşünüyoruz. Elektrik üretiminde gazın payı yüzde 36 iken, 30’lara doğru düşecek. Bu payı kömür ve yenilenebilir enerjinin dolduracağını düşünüyoruz. Türkiye’de güneş ivme kazandı. Büyük çoğunluğu lisanssız santraller. Türkiye’nin lisanslı büyük kapasitede güneş enerjisi santrallerine de ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Doğalgaza dönersek, Katar’dan gelen sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) veya İran gazı gibi alternatif gaz kaynakları ve petrol fiyatlarının da düşmesiyle gaz fiyatlarının düşmesi sonucu daha fizıbıl bir noktaya geleceğini düşünüyoruz. İlgimizi azaltmıyoruz.” 



Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yenilenebilir ve yerli kömür olmak üzere enerji yatırım süreçlerinin hızlandırılması için yayımladığı genelgenin ardından şirketler harekete geçti. Siemens yetkilileri, önümüzdeki dönemde kömürün doğalgazdan bir miktar pay alacağını düşündüklerini belirterek, “Her yıl bin MW’ın üzerinde yeni kömür santralinin devreye gireceğini düşünüyoruz” diyor.
2000’li yılların ortalarından itibaren enerji sektöründe ağırlığı olan doğalgaz yatırımlarında, son dönemde bir yavaşlama söz konusu. Türkiye’nin en büyük doğalgaz tedarikçisi olan Rusya ile yaşanan siyasi gerginlik bunun sebeplerinden biri. Ayrıca gazda dışarı bağımlı olunması, cari açıkta enerjinin yüksek payı, son dönemde bölgede tansiyonun artması sonucu doğalgaz tedarik ettiğimiz ülkelerle bu işin sürdürülebilirliği noktasındaki soru işaretleri de gaz pazarındaki durgunluğun gerekçeleri arasında. Gazda frene basılırken, enerjide hangi kaynaklara ağırlık verileceği ise önümüzdeki dönemin başlıca konularından biri olacak. Enerji Bakanlığı’nın planlarında yerli kömürün önceliklendirileceği görülüyor. Siemens Türkiye yetkilileri de gaz yatırımcısının iştahının kaçtığını vurgularken, önümüzdeki dönemde kömürün doğalgazdan bir miktar pay alacağını öngördüklerini söylüyor. 

GÜVENLİK KONUSU GÜNDEMDE
Hüseyin Gelis ise petrol fiyatlarındaki değişimin müşterileri çok etkilediğini belirterek, “Havayolları, tüketici ülkeler çok olumlu etkisini görüyor ama enerji şirketleri, petrol şirketleri bayağı zorlanıyorlar. Çünkü yatırım yapılmıyor, bekleniyor. Geriye baktığımız zaman petrol fiyatları son 80 yılda indi, çıktı. Geçici bir dönem ama müşterilerimiz bu konudan ciddi şekilde etkileniyor. Güvenli liman olmak Türkiye için çok önemli. Ülkenin yatırımcı açısından güvenli liman olabilmesi için partnerlerini seçerken dikkatli olunması gerekiyor. Rusya ile yaşanan uçak krizinin ardından büyük projelerin tehlikeye girmesinin konuşulması son dönemde yaşanan en önemli gelişmedir ve Türkiye’yi kaynak çeşitliliğine daha çok odaklamıştır. Enerji portföyümüzün geniş olması gerekiyor. Türkiye’deki enerji sorununu sırf yenilenebilir ile çözemeyeceğiz, kömür ile de çözemeyeceğiz. Marka konusu da çok önemli. 

Siemens olarak markamıza çok dikkat ediyoruz. ‘Made in Turkey’ dediğimiz zaman yurtdışında yatırımcıların aklına ne geliyor, ne gelmesini istiyoruz? Siemens 190 ülkede faaliyet gösteriyor, ülkemizin bayrağını alıyoruz, merkeze gidiyoruz ve ‘Bizim ülkede yatırım yapın’ diyoruz. Fakat Brezilya’daki arkadaşlar da aynısını yapıyor. Türkiye’deki güvenlik konusu, bölgedeki gelişmeler, yatırım yaptığımızda riskler nedir diye gittikçe gündeme geliyor ve Türkiye’deki pazarı etkiliyor. 160 yıldan beri buradayız, Türkiye’deki onca değişime rağmen Siemens buradaydı. Bu krizler de geçecektir. Bu ara dönemi ise inovasyon ve teknolojiye yatırım yapmakla değerlendirmek gerekiyor. Türkiye’de her yıl 55 milyon lira sırf Ar-Ge’ye yatırım yapıyoruz; 250’den fazla mühendis Ar-Ge’ye odaklanıyor” şeklinde konuşuyor.



AVRUPA’YA GAZ DEĞİL  ELEKTRİK KORİDORU
GELİS, 2016’da Siemens olarak araştırma konusunda bir yatırım yapmayı daha düşündüklerini söylerken, “Konu da Sanayi 4.0 olacak. Türkiye’de araştırma konusunda potansiyelin olduğuna inanıyoruz, genç nüfus var ve bunların problem çözme becerileri çok yüksek, bunu 2016 yılında projelerle değerlendirmek istiyoruz” diyor. Özellikle enerjiyi de yakından ilgilendiren dijitalleşme konusunda çalışmaların yoğunlaştığını kaydeden Gelis, “Türkiye’nin Avrupa’daki şebekeye bağlanması için şimdiden altyapıyı hazırlamamız lazım, ‘gaz ve petrol Türkiye’den geçsin’ diyoruz ancak o esas çözüm değil. Aslolan bölgede Türkiye’nin enerjide en önemli şebeke haline gelmesidir. İleride istediğiniz en ucuz, en ekonomik enerjiyi satın almanız için bağlantıyı kurmanız gerekiyor. Yarın bir gün Romanya’dan elektrik alabilirsiniz, ya da Romanya şebekesine elektrik verebilirsiniz. Avrupa elektrik şebekesi sistemine dahil olmak için akıllı şebekelere yatırım şart” şeklinde konuşuyor.

160 YILDA 7 PADİŞAH 12 CUMHURBAŞKANI
GELİS, Siemens’in bu yıl Türkiye’de 160. yılını kutladığına dikkat çekerek, “160 yıl dediğimizde bizim için önemli bir dönem. Türkiye’den hiçbir zaman ayrılmadık. 160 yılı değerlendirdiğimiz zaman 7 padişah, 12 cumhurbaşkanı, 37 başbakan gördük. Krizleri yaşadık bu ülkede ama inandık ve kaldık. Yabancı kökenli bir yerli şirket olduk aslında.160 yılda Osmanlı’yı ve Cumhuriyet’i aydınlatan bir şirket varsa o Siemens’dir, elektrik ve elektrifikasyon anlamında” diyor.
Read More

Yenilenebilir Enerjide Su Altı Balonları.

Kanada’da Hydrostor adlı şirket geliştirdiği yeni projesini test ediyor: Su altı balonları.



İlk tesis Toronto yakınlarındaki Ontario gölünde, altı balonun suyun 55 metre altında bir boru hattıyla elektrik şebekesine bağlanmasıyla kuruldu. Havanın türbinleri döndürerek elektrik üretmesi sağlanıyor. Tesiste üretim 660 kW olarak belirtiliyor. Şirket, bu çözümün yaşam sürecinin mevcut en iyi bataryalardan iki kat fazla olduğunu ve çok daha ucuza mal olduğunu belirtiyor.


Hydrostor CEO’su Curtis VanWalleghem , “ Basınçlı hava yaklaşık 40 yıldır var. Yaygın kullanılmamasının sebebi havanın depolanma sorunuydu” diyor. Ardından da kendilerinin hidrostatik su basıncı kullanarak bu sistemi kurduklarını belirtiyor. Su altında yaklaşık 10m x 40 m’lik bir alan kaplayan balonlar için, 10 yıllık garanti verilse de balonlarda çok az hasar olması sebebiyle bu garantinin 20 yıla çekilmesi de düşünülüyor.


Kullanılan malzeme, batık gemileri okyanus dibinden çıkarırken kullanılan cihazlardaki malzemeyle aynı. “ Sıkıştırılan hava ” sistemin kalbini oluşturuyor. Fazla enerji Hydrostor teknolojisiyle sıkıştırılmış havaya çeviriliyor. İşlem sırasında ortaya çıkan ısı da ısı değiştiriciler aracılığıyla depolanıyor. İhtiyaç duyulduğunda göldeki doğal basınç havayı araziye pompalamak için kullanılıyor. Bu süreç içinde türbinden geçen hava elektrik oluşturuyor. Ontario gölündeki sistem 330 evi elektriklendirme kapasitesine sahip ve bunun kolayca arttırılabileceği de ifade ediliyor.

Hydrostor dünyanın birkaç yerinde daha bu pilot projeyi geliştiriyor; 2016 sonu – 2017 başı bir başka tesise daha başlanacak. Vsaid VanWalleghem, “G20’de 2050 yılına kadar fosil yakıtlardan kurtulmak üzerine durulduğunun” altını çiziyor ve “yeşil enerjiye katkıda bulunmak için bu teknolojinin ticarileşmesine çalıştıklarını” belirtiyor.


Read More

Enter your email address:

Delivered by FeedBurner

TWEETS BY YENİLENEBİLİR