yenilenebilir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yenilenebilir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Amazon Enerji İşine Giriyor.




Amazon önümüzdeki yıl itibariyle Teksas’da 253 megawattlık bir rüzgar türbini çiftliği kuracak ve bu proje doğrultusunda enerji üretmeye başlayacak.






Bu proje Amazon’un bugüne kadar yaptığı en büyük yenilenebilir enerji projesi olacak. 2017’nin sonuna doğru açılacak olan çiftlikte her yıl 1.000.000MWh enerji üretilecek. Bu da ortalama 90.000 evi bir yıl boyunca aydınlatmaya yetecek bir miktar.Şirketler Yenilenebilir Enerjiye Geçiyor

İnternet devinin bulut bilişim şirketi AWS’nin bazı bölümleri tamamen yenilenebilir enerji ile çalışıyor. Şirket Ocak ayında Pattern Energy Group ile beraber 13 yıllık bir anlaşmaya imza atarak Indiana’da 150 MW saatlik bir çiftlik daha kuruyor. Bundan 6 ay sonra ise bu seferde North Carolina’da 208MW saatlik bir çiftlik kurmaya başladı.
Teknoloji devleri yavaş yavaş yenilenebilir enerjiye geçmeye başladı. Facebook’un İrlanda’da kuracağı yeni veri merkezi tamamen rüzgar enerjisi ile çalışacak. Apple güneş enerjisi çiftlikleri kuruyor. Microsoft ve Google’da rüzgar enerjisine büyük yatırımlar yapıyor.
Read More

Elektrik üretiminin yüzde 99’unu yenilenebilir enerji O Ülke Kosta Rika


Kosta Rika, İspanyolcada zengin sahil anlamına gelen, dünyanın en yeşil ülkelerinden biri. İsmiyle müsemma olan ülkedeki doğal güzellikler, görenleri kendisine hayran bırakıyor.
Çoğu ülkenin aksine, Kosta Rika, kendisine bahşedilmiş bu güzelliğe sahip çıkıyor ve gelecek nesillere olduğu gibi bırakabilmek için elinden geleni yapıyor.
Temiz ve yenilenebilir enerji kullanımını bir devlet politikası olarak uygulayan ülke, 2011 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından sürdürülebilir çevre politikaları konularında örnek gösterilen bir ülke oldu.

2021’de sıfır karbon salınımına ulaşmayı hedefleyen Kosta Rika, kendi ürettiği elektriğin büyük bir kısmını çevre dostu 4 hidroelektrik santralden karşılıyor. Kosta Rika Elektrik Enstitüsü (ICE)’nün verilerine göre 2015 yılında kullanılan enerjinin yüzde 80’i hidrosantrallerde üretildi. Bu yönüyle yenilenebilir enerji kullanımında, fosil yakıtlara bel bağlamış ülkeler için çok güzel bir ilham kaynağı. Ancak Orta Amerika’nın bu küçük ülkesinin uygulamalarını örnek almak, çevreyi acımasızca kirleten büyük ülkeler için bir hayli zor olacak gibi duruyor.





Eylül ayının başında elektrik tedarikçisi bir firmanın yaptığı açıklamaya göre, ülkede 2016 yılının başından itibaren toplam 150 gün, elektrik ihtiyacı için sadece yenilenebilir enerji kullanıldı. Aynı zamanda Kosta Rika Elektrik Enstitüsü (ICE), ülkede 16 Haziran-2 Eylül tarihleri arasında kesintisiz olarak 76 gün boyunca, hiçbir karbon kullanılmadan sadece yenilenebilir enerji kaynakları ile elektrik üretildiğini açıkladı.
Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu’nun verilerine göre, 51.100 km²’lik yüz ölçümü ve 4,9 milyon nüfuslu ülkede, 2015 yılında yaklaşık olarak 10.713 gigawatt’lık elektrik tüketildi. Karşılaştırıldığında, 2015 yılında Türkiye’deki elektrik üretimi, Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ)’ın verilerinden yapılan derlemeye göre, 264.000 gigawatt olarak tespit edildi. Ülkemiz için tüm zamanların en çok elektrik tüketilen yılı kabul edilen 2015 yılında, kullanılan elektriğin yüzde 2,8’i ise komşu ülkelerden ithal edildi.
Read More

Portekiz 4 Gün Boyunca Yenilenebilir Enerji Kullandı.


Ülkede 7-11 Mayıs tarihleri arasında sadece güneş,rüzgar ve hidroelektrik santrallerinde üretilen enerji kullanıldı. 
Portekiz 7 Mayıs günü sabah yerel saat ile 6.45 ile 11 Mayıs çarşamba günü 17.45 'e kadar sıfır emisyon üretti. Sıfır emisyon ile bir dönüm noktasına imza atan Portekiz 107 saat boyunca sadece yenilenebilir enerjiyi kullandı. İlk kez bu kadar uzun süre yenilenebilir enerji kullanılmış oldu. 
Geçmişte kömür ve doğalgaza bağımı olan Portekiz, yenilenebilir enerji kaynakları olan güneş, rüzgar ve hidroelektrik kullanımını arttırmak için büyük çaba sarf ediyor. 
Havanın ısındığı ve sıcaklığın arttığı yaz mevsiminde temiz enerjiden daha fazla yararlanılması ve tüketilmesi umuluyor. 

YENİLENEBİLİR ENERJİ KULLANIMI ARTIYOR 

Almanya'da 15 mayıs günü, tüm elektrik ihtiyacını temiz enerjiden karşıladığını duyurdu. Yenilenebilir enerji tüketim eğiliminin Avrupa'da giderek yaygınlaştığına dikkat çekiliyor. 

Bugün sıra dışı olarak görülen bu durumun önümüzdeki bir kaç yıl içerisinde olağan sayılacağına işaret ediliyor. 

2015 yılında Danimarka'da elektrik ihtiyacının yüzde 42'si , İspanya'da yüzde 20'si , Almanya'da yüzde 13'ü ve İngiltere'de yüzde 11' i rüzgar enerjisinden sağlandı.
Read More

“Dışa Bağımlılığı Azaltmak İçin Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Kullanmalıyız“

İstanbul Aydın Üniversitesi(İAÜ) bünyesinde bulunan EPPAM (Enerji Politikaları ve Piyasaları Uygulama ve Araştırma Merkezi) tarafından düzenlenen “Türkiye Enerji Forumu” ile birçok akademisyen bir araya gelerek enerji konusu kapsamındaki değerlendirmeleri masaya yatırdı.
Konusunda uzman akademisyenlerin bir araya gelerek başta yenilenebilir enerji kaynakları olmak üzere Türkiye'nin enerji kaynakları, petrol piyasası ve enerji güvenliği gibi konular tartışıldı. 

EPPAM Başkanı Yrd. Doç. Dr. Filiz Katman  yenilenebilir enerji kaynaklarına vurgu yaparak, “Dışa bağımlılığımızı azaltmak için bu kaynakları aktif hale getirmeliyiz” dedi.

Türkiye’deki enerji politikalarını uluslararası gelişmeler ve birikimlerden de yararlanarak oluşturulması ve geliştirilmesine katkı sağlamak amaçlı kurulan EPPAM, yapılan toplantılarla birlikte enerji konusunun altının çizilmesi için birçok çalışmaya da imza atıyor. EPPAM Başkanı Yrd. Doç. Dr. Filiz Katman da özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarına vurgu yaparak, “Dışa bağımlılığımızı azaltmak için bu kaynakları aktif hale getirmeliyiz” dedi.

“TÜRKİYE KONUMU İTİBARİYLE ENERJİ BAKIMINDAN ZENGİN BİR ÜLKE”Türkiye'nin konumu itibariyle zengin bir ülke olduğunu dile getiren Filiz Katman, “Gelişmekte olan bir ülke olduğumuz için enerji kaynakları bizim için siyasi, hukuki ve güvenlik açılarından çok önem arz ediyor. Biz de bu alanda bir forum anlayışıyla yani farklı düşüncelerden farklı gruplardan temsilcilerle bir araya gelerek hem geleceğimiz olan öğrencilerle hem de kamuoyuyla bu değerlendirmeleri paylaşmak amaçlı her yıl uluslararası düzeyde zirveler organize ediyoruz” şeklinde konuştu.
“TÜRKİYE ENERJİ KONUSUNDA ARTIK KÖPRÜ KONUMUNDAN ÇOK DAHA ÖTEYE GİTMELİ”
Katman, “Türkiye konumu itibariyle batıda enerji talebi olan ülkeler ile doğuda enerji kaynaklarına sahip olan ülkeler arasında köprü konumunda görünüyor. Biz bu kavramı biraz daha açmak istiyoruz. Özellikle 2000’li yıllardan itibaren üzerinden geçen boru hatları bakımından çok önemli bir merkez haline geldi. Fakat sadece köprü konumunda olan Türkiye neden ticari boyuta dökerek enerji alım satımlarından kar edecek şekilde Trans-Adriyatik Boru Hattı (TAP) olma stratejisini geliştirmiyor diye irdeliyoruz. Biz bu görüşün altında yatan nedenlerle birlikte artık Türkiye'nin sadece üzerinden boru hatları geçen bir merkez olmasından çıkarıp enerji alım satım işlemlerinde de söz sahibi olacak düzeye getirmeliyiz” ifadelerinde bulundu.


“DEVLET 2035 YILINA KADAR OLAN ENERJİ PLANLAMASINI YAPTI”
“Yenilenebilir enerji artık dünyada çok önemli bir yere sahip ve Türkiye olarak da özellikle son iki dönemdir devlet tarafından da destekleniyor” diyen Katman aynı zamanda , “ Bu konuda birçok yatırım söz konusu ve bu büyük bir fırsat barındırıyor. Bizim öğrencilerimiz bile yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmaya başladı. Aynı zamanda yenilenebilir enerji için yatırım yapacak olanlar çok çeşitli yerlerden fon imkanlarına sahip olabiliyorlar. Verimli olmak burada çok önemli. Mesela bugün lityum enerji pilleriyle güneş enerjisinin depolanması gibi bir konumuz daha var. Enerji bakımından depolama çok önemli bir kavramdır. Bununla ilgili yapılan AR-GE çalışmalarına ülkemiz çok büyük destek veriyor. Hatta Konya’da bununla ilgili çok büyük bir merkez açıldı. Kısacası, Türkiye tüm imkânlarıyla bu işe çok destek veriyor. Yenilenebilir enerji maliyeti yüksek olduğu için Türkiye kısa, orta ve uzun vadeli olarak enerji planlamaları yürütüyor. Uzun vadede yenilenebilir enerji kaynakları planlarıyla birlikte yüzde 70 olan dışa bağımlılığımız yüzde 50’ye kadar düşürülmesi hedefleniyor. Devletimiz, 2035 yılına kadar dünya petrol ve doğalgazdan enerjisini temin etme planını yaptı” diyerek sözlerini tamamladı.
Read More

Yerli Kömüre Yeni Teşviklerin Maliyeti Görünenden Yüksek Olacak.




Yerli Kömürden Elektrik Üretimini Özendirmeyi Amaçlayan Teşvikler, Atıl Duruma Düşecek Santral Yatırımlarıyla Karşı Karşıya Kalmamıza Neden Olabilir.

Greenpeace Akdeniz, Sürdürülebilir Finans Kampanya Sorumlusu İbrahim Çiftçi, WWF Türkiye İklim Enerji Yönetmeni Mustafa Özgür Berke, TEMA Vakfı Çevre Politikaları Bölümü Proje Koordinatörü Özlem Katısöz ün derledikleri bilgilere göre;

Ülkemizde yerli kömüre dayalı santrallerden elektrik üretimini artırmak üzere çeşitli teşvik mekanizmaları mevcut. Söz konusu teşviklere rağmen, yatırımcıların yerli kömür santrali projelerinden uzak durduğunu görüyoruz. Aralık ayında gerçekleşen Paris İklim Zirvesi sonrasında kömür projelerinin finansmanı ve toplumsal kabulü daha da zorlaşmışken, ülkemizde “alım garantisi” başta olmak üzere çeşitli ek teşvik mekanizmaları gündeme geliyor. Söz konusu araçların ekonomik ve çevresel sürdürülebilirliği açısından içerdiği risklerin etraflıca değerlendirilmesi gerekiyor.

Bilindiği üzere, 2009 yılında yayımlanan Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi ile, ülkemizin yerli kömür kaynaklarının tümünün 2023 yılına kadar elektrik enerjisi üretimi amacıyla değerlendirilmesi hedeflenmişti. Bu amaç çerçevesinde, 2012 yılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından “kömür yılı” olarak ilan edilmişti.

Ülkemizde yerli kömüre dayalı projeler için AR-GE destekleri, maden arama için verilen destekler, hazine tarafından sağlanan yatırım garantileri, çevre mevzuatından muafiyet ve 2013 yılında uygulamaya konulan Yeni Yatırım Teşvik Sistemi çerçevesinde sağlanan avantajları da içeren pek çok teşvik uygulaması var. Buna rağmen 2009 yılından bu yana devreye alınan yeni elektrik enerjisi kurulu gücünün sadece yüzde 2’si yerli kömür kaynaklarıyla çalışmakta. Söz konusu dönemde devreye giren yeni ithal kömür kurulu gücü ise yerli kömürün 7 katı seviyesinde gerçekleşti. Türkiye Kömür İşletmeleri’nin 2015 yılı Kömür Sektörü Raporu’nda belirtildiği üzere, ülkemizin sahip olduğu linyit rezervleri büyük oranda düşük kalitede ve mevcut rezervler zenginleştirme için uygun özelliklere sahip değil . Ekonomik ve teknik açıdan elverişsizliği nedeniyle yatırımcıların ilgisini bir türlü çekememiş olan yerli kömür projeleri için son zamanlarda daha da kuvvetli teşvik mekanizmaları gündeme gelmeye başladı . 2016 yılı başında kömür sektörü tarafından dile getirilmeye başlanan “alım garantisi”, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı tarafından geçtiğimi günlerde tekrar gündeme geldi. Basına yansıdığı kadarıyla; gün öncesi piyasada oluşan elektrik fiyatlarından memnun olmayan kömür yatırımcısını tatmin edecek bir fiyatın uzun dönemli bir anlaşmayla sağlanması söz konusu. Bu tutarın kilovatsaat başına 8 ABD Doları sent tutarında olabileceği dile getiriliyor.

Küresel ölçekte kömür talebi ve kömür tüketiminin darboğaza girdiği bir dönemdeyiz. Uluslararası Enerji Ajansı verileri, kömür tüketiminde 1990’lı yıllardan bu yana ilk defa düşüş gözlendiğini gösteriyor . Son dönemde başta Çin ve Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere pek çok ülkenin çevresel, ekonomik ve halk sağlığına ilişkin kaygılar nedeniyle kömür tüketiminde azaltıma gittiğini görüyoruz. İngiltere 2025 yılına kadar kömür santrallerinin tümünü kapatacağını duyururken İskoçya son kömürlü termik santralini geçtiğimiz günlerde kapattı.


[[ İskoçya’nın yenilenebilir enerji konusunda koyduğu büyük hedefler uzun süredir biliniyor ve Birleşik Krallık ülkesi sonunda bu ilerici kararlarının meyvesini topluyor gibi görünüyor. İskoçya geçtiğimiz yıl elektrik tüketiminin yüzde 57,7’sini yenilenebilir kaynaklardan elde etti.

Birleşik Krallık Enerji ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yayınladığı rakamlara göre İskoçya geçtiğimiz yıl elektrik tüketiminin yüzde 57,7’sini yenilenebilir kaynaklardan elde etti . Bu rekor İskoçya’nın 2015 için koyduğu yenilenebilir enerjiden elektrik üretimi hedefinin üzerine çıktığını ve nihai hedefi olan yüzde 100 yenilenebilir enerji yolunu yarıladığını gösteriyor.

İskoç yenilenebilir enerji sektörünün temsilcisi olan Scottish Renewables Genel Yöneticisi Jenny Hogan “Bu endüstrimiz için önemli bir mihenk taşı ve artık yenilenebilir kaynakları enerji sektörünün büyük bir parçası olduğunu gösteriyor” dedi. Hogan, yenilebilir enerjinin hükûmetten gereken teşviği görebilmesi halinde geride kalan potansiyelini kullanmasıyla daha da büyüyeceğini savunuyor.


İngiliz hükümetinin geçtiğimiz yılda yenilenebilir enerji teşviklerine getirdiği kesintiler sebebiyle, İskoçya asıl hedefi olan 2020’ye kadar tamamen yenilenebilir enerjiye geçme hedefine ulaşamayacak gibi görünüyor. Yine de yenilenebilir enerjiyi destekleyenler, 2014 itibariyle enerji üretiminin yüzde 16 artmış olması sebebiyle 2015 kazanımlarından oldukça mutlu. ]]

Amerika Birleşik Devletleri, uygulamaya koyduğu “Temiz Enerji Planı” ile kömürden elektrik üretimini azaltmayı hedefliyor. ABD’de kömürün elektrik üretimindeki payı son 10 yılda %49’dan %33’e düşerken , Uluslararası Enerji Ajansı, Avrupa Birliği ve ABD’de kömür tüketiminin bu yıl %1,5 ila %2 oranında azalacağını öngörüyor .

2015 yılının Aralık ayında imzalanan Paris Anlaşması'nda Türkiye'nin de aralarında yer aldığı 195 ülke, yüzyılın ikinci yarısında net karbon emisyonlarının sıfırlanması hedefinde anlaşırken, finansmanda önceliğin düşük emisyonlu teknolojilere verilmesinin öneminin altını çizdi. Kömür sektöründe yaşanan yavaşlama ve küçülme, yenilenebilir enerji maliyetlerindeki hızlı düşüş ve emisyon azaltma politikalarının eseri.

Bu gidişat, finans kurumlarında da karşılık buluyor. Son üç yıl içerisinde, aralarında Dünya Bankası ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın da bulunduğu pek çok uluslararası finans kuruluşu, ile OECD üyesi ülkelerin ihracat-ithalat bankaları kömür yatırımlarını istisnai durumlar dışında ya da topyekün terketme kararları aldılar. Benzer politikalar, ING, Credit Agricole, JP Morgan ve HSBC gibi birçok özel banka tarafından da uygulamaya sokulurken, Axa, Allianz gibi özel sermaye fonu ve emeklilik fonları da kömür sektörüne yaptıkları yatırımlardan çıkıyorlar. 900 milyar ABD Doları’nı bulan değeriyle dünyanın en büyük emeklilik fonu olan Norveç Emeklilik Fonu da kömür yatırımlarından çekildi. Gelinen noktada kömür endüstrisinin hem özkaynak hem de kredi finansmanı yaratmasının önünde önemli engeller yükseliyor.


Bu şartlar altında, yerli kömüre alım garantisi ve benzeri teşviklerin etkilerinin değerlendirilmesinde aşağıdaki unsurların da göz önüne alınması gerektiği kanaatindeyiz:

- Alım garantisi ile ekonomik açıdan fizibilitesi olmayan kömür projelerinin finanse edilebilir hale getirilmesi amaçlanıyor. Bu modelde, projelerin ekonomik fizibilitesini sağlayan unsur kamu maliyesi, yani bizlerin ödediği vergiler oluyor. Başta rüzgar ve güneş olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarının maliyetleri büyük bir hızla düşerken on, onbeş hatta yirmi yıl süresince kömürden üretecek elektriğe alım garantisi sağlanması, tüketicinin yenilenebilir enerji teknolojilerinin maliyetlerindeki düşüşten faydalanmasının ertelenmesi, kamu maliyesinin gereksiz bir yük altına girmesi anlamına geliyor.

- Yerli kömüre verilen teşviklerin gerekçesi olarak en ucuz enerjinin en hızlı şekilde üretilebilmesinin hedeflendiğini belirtiyor. Enerji Bakanlığı tarafından rüzgar enerjisinden üretilen elektrik için sağlanan alım garantisi kilovatsaat başına 7,3 ABD Doları sent. Bu çerçevede, daha ucuz olduğu varsayılan kömürden elektrik üretimi için tartışılan alım garantisinin (8 ABD Doları sent / kilovatsaat) maliyetlerin her geçen gün düştüğü rüzgar enerjisine sağlanan alım garantisinden neden daha yüksek olduğunun sorgulanması gerekiyor.

- Avrupa Birliği'ne üyelik vizyonunu her fırsatta tekrarlayan ülkemiz bu hedefe ulaştığı takdirde, AB enerji mevzuatının önemli bir parçası olan Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ve Endüstriyel Emisyonlar Direktifi'ni uygulama koyacak. AB mevzuatı altında kömürlü termik santrallerde üretilen elektrik, karbon vergisine konu olacak. AB üyelik perspektifinden bağımsız olarak da ülkemizde karbon ticareti ve karbon vergisi konuları gündemin üst sıralarında. Analizlere göre, elektrik üretiminde kömüre öncelik verilmesi durumunda karbon vergisi ve karbon ticareti gibi uygulamaların 2020-2030 yılları arasındaki maliyeti 14 Milyar ABD Doları'nı bulabilir . Kömüre ek teşvik getirilmesi tartışmalarında, asıl faturanın ilk bakışta görünenden daha yüksek olduğunun farkında olmamız, söz konusu faturanın kim tarafından ve nasıl ödeneceği sorusunu sormamız gerekiyor.

- Uluslararası Enerji Ajansı İcra Kurulu Direktörü Dr. Fatih Birol’un belirttiği gibi, yenilenebilir enerjinin romantik bir hikaye olmaktan çoktan çıktığı bir çağda yaşıyoruz. 2015 yılında küresel ölçekte kurulan yeni elektrik enerjisi kapasitesinin yarısı yenilenebilir enerjiye dayalı . Uluslararası Enerji Ajansı’na göre 5 yıllık dönemde kurulu güce yapılacak eklemelerin üçte ikisinin yenilenebilir enerjiye dayalı olması bekleniyor. Yeni kurulu gücün yarısını güneş ve rüzgar enerjisi oluşturacak .
- Bu değişimi piyasa şartları ve düşen maliyetler sürüklüyor. Güneş enerjisinden elektrik üretmenin maliyeti son 5 yılda neredeyse %80 oranında düştü. 2040' a kadar maliyetlerin %48 daha azalması bekleniyor .

- Fosil yakıt fiyatlarındaki dalgalanmalar elektrik üretiminin maliyeti açısından sürekli bir risk arz ederken, yenilenebilir enerji maliyetlerindeki düşüşün ülkemizin enerji politikası önceliklerine yansıtılması gerekiyor. Ancak, aksi yönde bir gidişatın söz konusu olduğunu gösteren veriler mevcut. Analizlere göre Almanya, İspanya ve İngiltere gibi ülkelerinin de yer aldığı Avrupa pazarında fotovoltaik güneş enerjisinden elektrik üretiminin maliyetinde sadece 2015 yılının ilk yarısında %15 düşüş görülürken, güneş enerjisi lisans yarışmalarında TEİAŞ’a verilen bağlantı katkı payı taahhütleri sonucunda aynı dönemde Türkiye'de güneş enerjisi yatırım maliyetleri %46 oranında arttı .
- Ülkemiz yenilenebilir enerji kaynakları açısından yüksek potansiyele sahip. 2015 yılında Türkiye’de elektrik üretiminin %31’i yenilenebilir enerji kaynaklarından gerçekleşti. 2023 yılı için koyulan hedef ise yalnızca %30. Analizler, önümüzdeki dönemde güneş ve rüzgar enerjisi yatırımlarına öncelik verilirse, yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payının 2023 yılında %40, 2030 yılında ise %47 düzeyine çıkabileceğini gösteriyor . Böyle bir dönüşümün maliyetinin kömüre öncelik veren mevcut politikalarla başa baş olacağının, uzun dönemde ise yakıt maliyetinden sağlanacak tasarrufla çok daha ekonomik olacağının ve 2050 yılına dek 122 Milyar ABD Doları tutarında tasarruf sağlanacağının altını çizmek gerekiyor .
- Yenilenebilir enerji kaynakları, kömür, doğal gaz ve nükleer enerji gibi konvansiyonel teknolojilerden çok daha yüksek istihdam yaratma potansiyeline sahip. Örneğin güneş enerjisinin iş yaratma potansiyeli, kömür ve doğal gazın sekiz, nükleer enerjinin ise yedi katı . Yenilenebilir enerji sektöründe doğrudan yaratılan işlerin yanı sıra, sektördeki büyüme olumlu ekonomik "dalgalanma" etkileri de yaratacak. Yenilenebilir enerji tedarik zincirindeki endüstriler bu dalgalanmadan yararlanırken; yerel işletmeler de artan hane halkı ve iş gelirlerinden faydalanacak . Enerji politikalarının istihdam ve sanayiye yönelik imkanları da göz önüne alarak tasarlanması, yenilenebilir enerji teknoloji ve ekipmanlarının üretiminin Türkiye'nin sanayi politikasının öncelikleri arasına sokulması gerekiyor.
Sonuç olarak, sürdürülebilir enerji arzı ve enerjide dışa bağımlılığın giderilmesi gibi uzun vadeli hedeflere yönelik politika araçları belirlenirken, küresel gelişmeler, piyasaların gidişatı ve fırsat maliyetlerinin detaylı olarak göz önüne alınması gerekiyor. Yerli kömürden elektrik üretimini özendirmeyi amaçlayan politika araçları, yüksek maliyetler ve ömrünü tamamlamadan atıl duruma düşecek santral yatırımlarıyla karşı karşıya kalmamıza neden olabilir. Paris Anlaşması sonrasında kömür projelerinin finansmanı ve toplumsal kabulü giderek zorlaşırken, Türkiye'nin seçimini yenilenebilir enerji teknolojilerinden kullanması, bu alanda takipçi değil öncü olma fırsatını kaçırmaması gerekiyor.


Read More

Dünyada Yenilenebilir Enerjide Rekor Büyüme.

Dünyada 2015 yılında yenilenebilir enerji kapasitesi bir önceki yıla göre yüzde 8,3'lük rekor büyüme gösterdi.

Dünyada 2015 yılında yenilenebilir enerji kapasitesi bir önceki yıla göre yüzde 8,3'lük rekor büyüme gösterdi. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA) 'Yenilenebilir Kapasitesi İstatistikleri 2016' raporunda, 2015 yılında yenilenebilir enerji alanındaki kapasite artışının bugüne kadarki en hızlı büyüme olduğu belirtildi.
 


Rapora göre, dünyada yenilenebilir enerji kurulu gücü toplamda bin 985 gigavata ulaştı. Yenilenebilirde geçen yıl bir önceki yıla göre 152 gigavatlık kapasite artışıyla yüzde 8,3 büyüme meydana geldi.
Güneş ve rüzgarda kapasite rekoru kırıldı
Raporda, 2010-2015 yılları arasında dünya genelinde yenilenebilir enerji kapasitesinin üçte bir oranında arttığı ifade edildi. Bu artışın nedeninin rüzgar ve güneş enerjisindeki kurulu güç kapasitesinin diğer kaynaklara oranla daha fazla yaygınlaşması olduğu vurgulandı.

Dünyada rüzgar enerjisinde kurulu güç, 2010 yılından bu yana yüzde 17'lik artış gösterirken, maliyetlerde de yüzde 45 düşüş yaşandı. Aynı dönemde güneş enerjisinde kurulu kapasite yüzde 37 artarken, maliyetlerde yaklaşık yüzde 80 düştü. Hidroelektrik enerjide kapasite yüzde 3, biyoenerji ve jeotermal enerjide de yüzde 5 artış gösterdi.

Raporda görüşlerine yer verilen Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı Genel Direktörü Adnan Amin, petrol fiyatlarının son yıllardaki düşüş trendine rağmen yenilenebilir enerji pazarının küresel düzeyde büyük bir ilerleme kaydettiğini belirtti.




Read More

Google' dan yenilenebilir enerji alanında yeni bir yatırım.

Yenilenebilir enerji artık teknoloji devleri için en önemli meselelerden biri ve bu konuda en aktif şirketlerden biri Google. Enerji şirketi olmayan en büyük yenilenebilir enerji müşterisi olan Google, bu alanda yeni bir yatırım daha yaptı.
Gelecek 10 yıl içinde enerji tüketimini tamamen yenilenebilir enerji kaynaklarına bağlamak isteyen, hatta bir ara keçi kiralayan Google, bu kez Center for Resource Solutions adlı kâr amacı gütmeyen bir organizasyona tohum yatırımı (desteği) yaptı. Yatırımın tutarı ise açıklanmadı.
Asya’da Yenilenebilir Enerji Atılımı
Center for Resource Solutions, yenilenebilir enerji sertifikasyonu yapan bir organizasyon ve bu yatırımla Asya’da atılım yapmayı hedefliyor. Şirket, Kuzey ABD’de uyguladığı Green-e sertifika programının bir benzerini Tayvan’da başlatacak ve bu sayede Tayvan’da sunucu merkezi bulunan Google’ın yenilenebilir enerjiye geçişinin de önünü açacak.
Tayvan’ın bu kapsama alınması önemli zira paylaşılan bilgilere göre Google’ın Tayvan’da tek enerji sağlayıcısı Taipower’a bağlı olması sürekli enerji ihtiyacı olan Google için bazı sorunları da beraberinde getiriyor. Diğer yandan Google’ın Asya’da sunucu merkezi kurduğu yerlerden biri olan Singapur’da da benzer bir strateji izlemesi mümkün gözüküyor.

Google, 2013’te Spinning Spur Wind Project’e 200 milyon dolarlık bir yatırım yapmıştı. Sunucu merkezi açısından en büyük teknoloji şirketlerinden biri olan Facebook ise geçtiğimiz Ocak ayında Avrupa’daki yeni veri merkezini tamamen yenilenebilir enerji ile güçlendirileceğini açıklamıştı.
Read More

Hindistan’da ilk kez yenilenebilir enerji üretimi nükleer enerji üretimini geçti.



1.2 milyar nüfüslu Hindistan'ın yenilenebilir enerjiye yıllardır yaptığı yatırımlar yavaş yavaş meyvesini vermeye başladı. Ülkenin güneş ve rüzgarla elde ettiği enerji, nükleer enerjiden elde ettiği enerji miktarını geçti.


Son verilere göre, ülkede üretilen elektriğin yüzde 5.6'sı yenilenebilir enerji kaynaklarından gelirken,nükleer enerji ile yüzde 3.2'lik bir üretim yapılıyor.





Hindistan'ın en büyük yenilenebilir enerji kaynağı rüzgar santralleri oluşturuyor. Ancak son yıllarda güneş enerjisi alanında da yatırımlar arttırıldı. Hindistan'ın 2022 hedefi ise, yenilenebilir enerji kaynaklarını ülkenin ikinci en büyük enerji kaynağına çevirmek olarak biliniyor.

Ülkede karbon salınımını asgari düzeye çekmek için son 10 yıldır yenilenebilir enerji kaynakları konusunda büyük yatırımlar yapılıyor.
Read More

Yenilenebilir Enerji ile Yıllık 4.2 Trilyon Dolar Tasarruf Mümkün.



Yenilenebilir enerjinin, küresel enerji dağılımındaki payının 2030 itibari ile ikiye katlanması trilyonlarca dolar tasarruf sağlayacak.Bu rakam, yapılması gereken yatırımın 15 katı anlamına geliyor.



Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı'nın (IRENA)'nın yaptığı son araştırma, yenilebilir enerjiye geçişin küresel ekonomiye potansiyel katkısını ortaya koydu. Araştırmaya göre, yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payının 2030 yılına kadar iki katına çıkarılması ile yılda 4.2 trilyon Dolarlık dolarlık tasarruf sağlanabilir, ki bu artışın sağlanması için gerekli olan yatırımdan çok daha yüksek.
IRENA tarafından yayınlanan; REmap: Roadmap for a Renewable Energy Future (Yenilenebilir Haritası: Yenilenebilir Enerji Geleceği için Yol Haritası) adlı rapor, şu anda küresel elektrik üretiminde payı %18 olan yenilenebilir enerjinin payını 2030 yılına kadar %36'ya çıkarılması için yapılabilecek basit adımları da özetliyor.
2030 yılında 24.4 milyon insana yenilenebilir enerji sektöründe istihdam sağlanabilir, Bu 2014 yılının rakamlarına göre, sektörde 15 milyondan daha fazla yeni istihdam anlamına geliyor,Küresel gayri safi hasılayı 1.3 Trilyon dolar yükseltebilir,Kömür gibi fosil yakıtlar gibi kaynaklardan kaynaklı hava kirliliğini düşürerek yıllık ortalama 4 milyon kişinin hayatını kurtarılmasını sağlayabilir,Küresel sıcaklık artışını, sanayi öncesi dönemlere göre 2°Cnin altında tutulmasını sağlayabilir,2030 yılına kadar enerji kaynaklı sera gazı emisyonunu 12 milyar ton düşürebilir - Bu rakam, ülkelerin Paris Anlaşması öncesi verdiği Ulusal Katkı Niyet Beyanlarındaki rakamın tam 5 katı emisyon azaltımı anlamına geliyor.




IRENA Genel Direktörü Adnan Z. Amin "Yenilenebilir enerjiyi iki katına çıkarmak sadece mantıklı ve makul değil aynı zamanda da yapmamaktan çok daha ucuz. Yenilenebilir Haritası Raporu, sadece en ekonomik yolu değil, çevresel ve sosyal olarak en vicdani yolu da gösteriyor. Bu yol daha fazla iş yaratacak, düşecek olan hava kirliliği ile milyonların hayatını kurtaracak ve Paris'te anlaşılan 2 derece hedefi için izlenmesi gereken yola da girmemizi sağlayacak" diyor.
Bu rapor, IRENA'nın daha önce hazırladığı küresel yol haritası raporunun ikinci versiyonu, bu seferki analiz, küresel enerji kullanımının yüzde 80'ni yapan 40 ülkeyi kapsıyor. Kapsanan ülkeler arasında Türkiye de bulunuyor. Rapora göre, elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payı önemli aşamalar kaydetti, bu adımlar devam ederse, 2030 yılına kadar yenilenebilir enerjinin payı yüzde 45 düzeyine çıkabilir, ancak elektrik üretimi dışında da yenilenebilir enerjinin kullanımı için, ulaşım sektörü, binalar ve sanayi sektöründe önemli bir potansiyel var. Ancak bu sektörlerde olan gelişmeler, olması gerekenden daha yavaş ilerliyor.
IRENA Yenilikçilik ve Teknoloji Merkezi Direktörü, Dolf Gielen "Güç ve elektrik sektöründe, enerji dönüşümü hızlı ilerliyor, ancak küresel iklim ve kalkınma hedeflerine ulaşabilmemiz için, ulaşıma, ısınmaya ve soğutma sektörüne daha çok odaklanmamız gerekiyor. Eğer gerekli aşamaları kaydeder, ve 2030'a kadar iki katı yenilenebilir enerji hedefine ulaşırsak, bu en yüksek enerji tüketen sektörler de daha gazla yenilenebilir enerji kullanıyor olacaklar ve hedefe daha fazla yakınlaşacağız" diyor. Var olan ulusal planlara göre, yenilenebilir enerjinin payı küresel düzeyde 2030 yılına kadar yüzde 21'e ancak ulaşabilecek. 2030'a kadar iki katı yenilenebilir enerji hedefini yani yüzde 36 hedefini tutturmak için, yıllık yenilenebilir enerji kurulum hızının 6 katına çıkması, 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji konusunda, yıllık ortalama brüt 770 milyar Amerikan Doları daha fazla yatırım gerekiyor, bu yatırımların küresel enerji sistemindeki net olarak yaratacağı harcama artışı ise sadece yıllık 290 milyar Amerikan Doları. Bu yatırımın yaratacağı tasarruf ise bu rakamın tam 15 kat: 2030 yılına kadar 4.2 trilyon tasarruf hava kirliliğine ve iklim değişikliğine yapılacak olan harcamaların düşürülmesi ile sağlanabilir.Yenilenebilir enerjiyi iki katına çıkarmanın temel faydaları:5 temel adım atılması gerekiyor: Bu hedefe ulaşmak için raporda 5 öncelik belirleniyor:(1) Fosil yakıtlar lehine sonuç veren, piyasa aksaklıklarını gidermek;
(2) enerji sistemlerinin esnekliğini arttırarak farklı yenilenebilir enerji formlarının sisteme girişini kolaylaştırmak;
(3) yeni kentsel dönüşüm projelerinde ve sanayide ısınma ve soğuma kullanımı için yenilenebilir enerji kullanımını önceliklendiren çözümler üretmek;
(4) yenilenebilir enerji ve biyo-yakıtların ulaşımında kullanımını arttırarak hava kirliliğini düşürmek
(5) biyo-enerjinin sürdürülebilir, ekonomik ve güvenilir bir şekilde teminini sağlamak. IRENA Genel Direktörü Adnan Z. Amin; Yenilenebilir enerji çağı önümüzde, ama gerekli olan çabayı sarf etmez isek, bu potansiyele uluslararası iklim ve kalkınma hedeflerimize ulaşmak için gerekli olan hızda erişemeyeceğiz. Bu yol haritası, hem kamuda hem de özel sektördeki karar vericilere, eldeki fırsatları ve bu fırsatları kaçırmanın maliyeti hakkında önemli bir uyarı yapıyor". Diyor.
Read More

KOP Bölgesinde Yenilenebilir Enerji İçin Örnek Proje

KOP İdaresi’nin desteklediği UNİKOP Enerji Evi Projesi ile Niğde Üniversitesi yerleşkesine güneş enerjisi kaynaklı yüksek teknoloji gerektiren ve tamamen yerli imkanlarla üretilen kendi kendine yeten çevreci bir sistem kurulacak.


Konya Ovası Projesi (KOP) Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının desteğiyle Niğde Üniversitesi UNİKOP Enerji Evi Projesi için imzalar atıldı. Senato Salonu’nda gerçekleştirilen imza törenine KOP İdaresi Başkanı İhsan Bostancı, Niğde Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Görür ile projede yer alan akademisyenler katıldı. Aksaray, Karaman, Konya ve Niğde’den oluşan KOP Bölgesi’nin topyekun kalkınmasını öngören KOP İdaresi, Eylem Planı çerçevesindeki projeler için çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Niğde Üniversitesi Prof. Dr. Nejat Veziroğlu Temiz Enerji Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi ve Endüstriyel Hammaddeler ve Yapı Malzemeleri Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından geliştirilen yüksek teknoloji ürünü güneş panelleri ile donatılacak ve kendi enerjisini üreterek bağımsız çalışacak UNİKOP Enerji Evi Projesi başladı.



KOP BÖLGESİNDE YENİLENEBİLİR ENERJİ İÇİN ÖRNEK PROJE
KOP Eylem Planı çerçevesinde girişimcilik, yenilikçilik, AR-GE, ulaştırma, enerji ve üniversite-sanayi işbirliği alanlarına önem verdiklerini belirten KOP İdaresi Başkanı İhsan Bostancı, Enerji Verimliliği Uygulama Alanlarının Araştırılması Çalışması sonucu enerji yatırımları konusunda Niğde Üniversitesi bünyesindeki Araştırma Merkezlerinin önemli çalışmalar yürüttüğünü ifade ederek şunları söyledi: “KOP İdaresi’ne iletilen destek talebi ile birlikte Niğde Üniversitesi’nin kendi enerjisini kendi üreten ve ürettiği enerjiyi depolayarak enerji üretmediği dönemlerde kullanabileceği Niğde Üniversitesi UNİKOP Enerji Evi projesi adıyla örnek bir proje ortaya çıkmış oldu. Enerji yatırımlarında mümkün olduğu kadar kendi kaynaklarımızı kullanmanın önemini hepimiz biliyoruz. Yurtdışından temin ettiğimiz enerji çeşitliliği ürünlerine ödediğimiz rakamlar Türkiye bütçesine önemli yükler getirmektedir. İhtiyaç duyduğumuz enerjinin ülkemizde üretilebilmesi için öncelikli olarak AR-GE çalışmalarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu alanda geçtiğimiz yıl yatırım programına aldığımız Enerji Verimliliği Uygulama Alanlarının Araştırılması ve Bilinçlendirme faaliyetlerinin yapılması projesi kapsamında bildiğimiz bir gerçekten yola çıkarak Niğde Üniversitesi Araştırma Merkezlerinde AR-GE çalışmaların yürütüldüğünü gördük ve bu projeyi destekledik. 2015 yılı için bir milyon lira ödenek tahsis edilen bu projenin toplam bütçesi ise 3 milyon 350 bin lira olarak belirlendi. Projenin 2017 yılı içerisinde ise tamamlanmasını bekliyoruz. Bu projenin hayata geçirilmesinde destekleriyle her zaman yanımızda olan Kalkınma Bakanımız Sayın Cevdet Yılmaz’a, proje yürütücüsü Niğde Üniversitemizin değerli Rektörüne ve akademisyenlerimize teşekkür ediyoruz.”


UNİKOP ENERJİ EVİ KESİNTİSİZ ELEKTRİK ÜRETECEK
Niğde Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Görür de, üniversitesi yerleşkesinde inşa edilecek UNİKOP Enerji Evi Projesinin yaklaşık 200 metrekare kapalı alan ve 150 metrekare yeşil alana sahip güneş enerjisi kaynaklı 20 kilovat saatlik kesintisiz elektrik üretecek ve tamamen çevreci bir sistem olacağını söyledi. Sistemin; güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren güneş pili panelleri, suyu hidrojen ve oksijene ayıran elektrolizör, hidrojen ve oksijen depoları ve güneş enerjisinin yeterli olmadığı veya güneşin olmadığı gece süresince ise elektrik üretecek yakıt pili ve ilgili kontrol sistemlerinden oluştuğunu kaydeden Rektör Görür, “Niğde Üniversitesinde geliştirilen elektrolizörün en önemli özelliği yüksek basınçta çalışması ve hidrojen deposuna direkt olarak bağlanabilmesi. Dolayısıyla gürültülü ve pahalı kompresörlerin kullanımına ihtiyaç duyulmayacak, katı oksit yakıt pillerinin ısı ve elektrik enerjisi üretimine olanak tanımalarından dolayı da güneş olmadığı zaman binanın hem elektriğini hem de ısı ihtiyacını karşılayabilecek. Ayrıca yapılacak binada ‘Faz Değiştiren Maddeler’ kullanılarak, binanın ısıtma ve soğutma yükü azaltılarak sıcaklık kontrolü sağlanacak. Kurulması planlanan sisteme gelen güneş ışınımı, panellerde üretilen elektrik, elektrolizörün ürettiği hidrojen ve oksijen ile yakıt pilinden elde edilen elektrik devamlı olarak kaydedilmek suretiyle sistemin tekno-ekonomik analizi ve uygulanabilirliği konusunda da önemli veri oluşturulacaktır.” diye konuştu. 
Read More

Türkiye Yenilenebilir Enerjiyi Yapay Olarak Pahalılaştırıyor.



Enerji sistemlerinin dönüşüme odaklanan  Agora Energiewende İcra Direktör Yardımcısı Markus Steigenberger, Almanya'ya oranla daha zengin güneş ve rüzgar kapasitesi olan Türkiye'ye "uygun maliyetli" yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırma çağrısı yaptı.
Steigenberger, rüzgar ve güneş enerjisi için kurulacak santrallerin, uzun süren ruhsatlandırma süreçleriyle yavaşladığını belirtti.

DHA'nın sorularını yanıtlayan Markus Steigenberger, geçmişte nükleer enerji üreticisi olarak bilinen Almanya'nın yenilenebilir enerjiye geçişteki kararlılığını yinelerken, Türkiye açısından "nükleerin iyi bir seçenek olmayacağı" görüşünü vurguladı.
Almanya merkezli Agora Energiewende'den Steigenberger, 3 mart 2016'da İstanbul'da gerçekleşen "Paris Anlaşması Sonrası Enerji Politikaları Paneli"nde konuşmacı olarak yer almıştı. Aralık ayında Paris'te gerçekleşen Birleşmiş Milletler 21. Taraflar Konferansı (COP21) kapsamında üzerinde fikir birliğine varılan küresel anlaşma, emisyon azaltım hedefleri doğrultusunda yenilenebilir enerjiye geçiş sinyalleri vermişti.
Panelin ardından DHA' ya konuşan Agora düşünce kuruluşundan Steigenberger, Almanya'da hükümet ve parlamentonun nükleer ve fosil yakıtları geride bırakıp, yenilenebilir enerjiye yüzünü dönmek konusunda net kararlar verdiğini söyledi.
Steigenberger, "Almanya'da siyasi partiler ve toplumun en önemli mevkileri arasında, nükleer ve fosilden yenilenebilir enerjiye geçiş konusunda bir fikir birliği var. 2022'nin sonunda son nükleer santralin de kapatılması gerekecek ve kimsenin karşı çıkabileceği bir durum değil" dedi.
Yenilenebilir enerji yüzde 3'ten 33'e yükseldi
Almanya'da yenilenebilir enerji payının 1990'da yüzde 3 ile başladığını belirten enerji uzmanı, bu oranın 2000'de yüzde 6'ya çıktığını, ardından rüzgarın rekor kırdığı 2015'te yüzde 33'e yükseldiğini açıkladı.
Steigenberger, "Yenilenebilir enerjinin artışı tahmin edilenden çok daha hızlı oldu ve tüm hedefler aşıldı. Ancak, yenilenebilir enerjiyi kurmak bir bakıma kolay. Asıl sorun, tüm sistemi nasıl dönüştüreceğimiz" diye vurguladı.
Almanya'da yenilenebilir enerji deyince akla güneş ve rüzgarın geldiğini belirten Steigenberger, bu iki enerji kaynağının en ucuz teknolojiler olduğu ve ülkenin gelecekteki güç sistemi olarak belirlendiğine dikkat çekti.
Buna rağmen, "güneş ve rüzgar enerjisinin hava koşullarına bağımlı olması, sistem odaklı bakıldığında bir sorun" diye konuşan Steigenberger, elektrik kesintileri değil, güvenilir bir sistem istediklerini belirtti.
"Rüzgar ve güneşle dengeyi kurabilecek esneklik gerekli" diye sözlerini sürdüren enerji uzmanı, Almanya'nın depolama, şebeke, esnek gaz ve elektrik tüketimi yoğun olan şirketlerin kullanımını arz-talep ilişkisi doğrultusunda azaltmak gibi teknik çözümlere odaklandığını söyledi.

Ayrıca, ısınma ve ulaşım gibi diğer endüstrilere entegrasyonu sağlayarak ve "pazarı tasarlayarak" bu karmaşık sistemi senkronize ve organize etmenin önemine değindi. Markus Steigenberg, "mümkün olan en az maliyetli şekilde bunu başarmak istiyoruz" diye vurguladı.
İşte bu dönüşen pazarın en önemli özelliği, karbon teknolojilerinden uzak, elektriğe her istenildiğinde ulaşılabilen ve güvenli bir sistem olması.
Steigenberger'e göre, işte bu sorunun yanıtını Almanya henüz bulabilmiş değil.
"Türkiye'nin rüzgar ve güneşi, Almanya'dan çok daha iyi"
Peki "bulutların ülkesi" Almanya'nın, "güneşin ülkesi" Türkiye'ye önerileri neler?
Almanya'da yeterli güneş olmaması ve rüzgar koşullarının kötü olması sebebiyle, Türkiye'nin çok daha güçlü konumda olduğuna dikkat çeken Agora yöneticisi, rüzgarın en ucuz güç olduğu ve güneşin de 10 yıl sonra en ucuz kaynak olacağı yorumunu yaptı.
Markus Steigenberger'e göre, iklim değişikliği ve sağlığa ilişkin riskler bir tarafa bırakıldığında bile ucuz olması yenilenebilir enerjiye yönelmek için yeterli bir sebep.
Steigenberger, Türkiye'nin ise santrallerin kurulumunu yapay olarak pahalılaştırdığı ve idari süreçler ve ruhsat onayını karmaşıklaştırdığı eleştirisini yaptı.

Staigenberger'e göre, Almanya'da iki üç ayda kurulabilen santrallerin Türkiye'de en az bir senede kurulabilmesi yatırımcılar açısından da belirsizlik kaygısı yaratıyor.
 
"Nükleer, iyi bir seçenek değil"
Almanya, nükleere sırtını dönerken, Türkiye kısa süre önce Mersin'in Akkuyu bölgesinde yapılacak ilk nükleer santral için kolları sıvadı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da "2023'te iki santralimiz olacak" diye duyurdu.
Markus Steigenberger ise "nükleerin iyi bir seçenek olmadığını" belirtti ve ekledi:
"Nükleere ilişkin riskleri ve nükleer atıklar gibi henüz yanıtları bilinmeyen soruları yargılamak herkesin fikrine kalmış. Ancak Almanya'nın nükleeri sonlandırmak için sebepleri vardı. Öncelikle nükleer, güneş, rüzgar ve tabii ki kömürden çok daha pahalı. Neden nükleer santral kuralım ki?"
Agora yetkilisi, "Güç sistemi açısından da baktığımızda, nükleerin iyi bir seçenek olmadığı görüşündeyim" diye uyardı.


Nükleerin "esnek olmayan" doğası ve 24 saat çalışması gibi dezavantajlarına değinen Steigenberger, nükleerin sistemde yenilenebilir enerjiye yer açmadığına dikkat çekti.


Ayrıca, "Rüzgar ve güneşin dünyasında, nükleer ihtiyacınız olan şey değil" diye vurguladı.
Read More

Ayın çekim gücü ile oluşan gelgitler yenilenebilir enerji kaynağı olarak kullanılacak.





155 Bin Eve Elektrik Sağlayacak Dünyanın En Büyük 'Gelgit Enerji Santrali'

Ayın çekim gücü sonucu ortaya çıkan gelgitler, sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kaynağı olarak literatürde yerini alıyor. Med cezir olayının güçlü olarak göründüğü İngiltere de bu enerjiden faydalanmak için en uygun sayılan yerlerin başında geliyor ve bu sebeple öncü durumunda.

Dünyada bir ilk olması beklenen Swansea körfezinde gelgit lagünü (deniz uzantısı şeklinde oluşturulan göl) okyanustaki med cezir sonucunda, yükselme ve alçalmaları kullanarak yenilenebilir enerji sağlayacak.

Bu sayede 155 bin evi elektriklendirecek ve bunu 120 yıl sağlayacak. Santral tamamlandığında oluşturulan elektrik, 250 bin varil petrolün yerini alacak. Yanikarbon ayak izini oldukça düşürecek. 1966 yılından beri okyanus gelgitlerinden faydalanılıyordu, ancak Swansea lagünü yeni metodu kullanmada bir ilk olacak.
Bu suni gelgit havuzu 9,7 kilometre uzunluğunda ve büyük oranda su tutabilecek. Yüksek dalgalarda havuz 11,7 km² alanda deniz suyunu tutacak. Deniz seviyesi azaldığında havuzdaki su, havuz dışındaki sudan 8 metre yüksekte olacak.



Bu tesis havuz ve deniz arasındaki potansiyel enerji farkını kullanıyor. Havuzdaki su seviyesi gelgitlerle yükseliyor ve tirbünlerden geçerek denize akıyor. Bu işlem enerji üretecek su kalmayıncaya kadar, yani hem deniz hem havuz su seviyesi eşitleninceye kadar devam ediyor. Su seviyesi düşünce vanalar kapanıyor. Gelgitle yükselen deniz seviyesi belli bir seviyeye ulaştığında vanalar açılıyor ve bu sefer de tirbünlerden geçen su denizden havuza doluyor. Havuz dolunca vanalar kapatılıyor. Gelgit sebebiyle düşen deniz seviyesi sayesinde yine seviye farkı oluşuyor, vanalar tekrar açılıp tirbünler aracılığıyla denize su akışı sağlanıyor. Havuz ve deniz arasında 26 tirbün aracılığıyla olan bu akış sürecinde elektrik üretiliyor. Günlük olarak tirbünlerden geçen su 10 bin olimpik havuzu dolduracak suya denk geliyor.
Swansea körfezinde gelgit lagünü temiz enerji üretmesinin yanı sıra, spor alanları sunacak ve deniz kenarı heykel bahçesi olarak da kullanılacak. Yelkenli, dalgıçlık, sörf, bisiklet, koşu gibi sporlara imkân tanıyacak alan heykellerle de donatılacak.
İngiltere’nin Wales bölgesinin seçilmesinin sebebi, bu bölgede yüksek gelgit farklarının olması. Gelgitler tirbünlere sağlanan su miktarını maksimize edecekler ve yılda 420 GW saat elektrik üretilmesini sağlayacaklar. İngiliz Enerji Bakanlığı’nın onayladığı 1 milyar pound ederindeki projenin inşasına 2017 yılı içinde başlanacak. Santralin 2021 yılında enerji üretimine başlayacağı umut ediliyor. Tesisin, işsizlik oranının yüksek olduğu bu bölgede yeni iş kapıları açması da bekleniyor.
Read More

Yeni Zelanda 2018 sonuna kadar kömür ile çalışan iki termik jeneratörü kapatacağını bildirdi.


Yeni Zelanda kömüre dur diyor: Yenilenebilir Enerji herkese yeter.




Yeni Zelanda’nın enerji kuruluşu Genesis Energy, ülkedeki son 2 termik jeneratörü 2018 yılının sonuna kadar kapatacaklarını duyurdu.
Genesis Energy’nin geçtiğimiz perşembe günü yaptıkları duyuruda, ülkenin kuzeyinde kalan Huntly Enerji Santrali’ndeki son iki kömürle çalışan jeneratörün 2018 yılına kadar kapatılacağı belirtildi. Bu kararla birlikte ülkede kömürle çalışan herhangi bir enerji santrali kalmayacak.


Yılda 5 bin kilotonluk karbon salımı yapan santral, ülkedeki toplam karbon salımı payının yüzde 5’ine sahip.
Yeni Zelanda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Simon Bridges yaptığı açıklamada, “Tarihsel olarak ele aldığımızda, özellikle ülkede yaşanan kuraklıktan kaynaklanan hidroelektrik üretiminin azaldığı dönemlerde, kömür ülke enerjisi için önemli bir rol oynamıştı. Ancak son yıllarda yenilenebilir enerji alanında yaşanan büyük teknolojik gelişmeler, kömüre artık bir son vermemiz gerektiğini bize anlatıyor” dedi.
Enerji ihtiyacının yüzde 80’lik kısmının yenilenebilir enerjiden karşılandığı Yeni Zelanda için bu karar aslında çok da şaşırtıcı değil. Biyogaz, rüzgâr ve hidroelektrik santrallerinden üretilen elektrik pek çok ülkeye ilham olurken, ülke yetkilileri 2050 yılına kadar tüm enerji ihtiyacının yenilenebilir enerjiden karşılanmasını hedefliyor.
Hidroelektrik santraller her ne kadar yenilenebilir enerji kaynağı olarak ele alınsa da su ekosistemlerine verdikler zarar azımsanamayacak kadar büyük. Ülkenin en büyük hidroelektrik santrali ve ikinci en büyük enerji santrali olan Manapouri Hidroelektrik Santrali, kuruluş döneminde oldukça sancılı dönemler geçirdi. Ülkedeki doğa aktivistleri, kurulduğu bölgedeki Manapouri Gölü’nün su seviyesini yükselttiği gerekçesiyle büyük kampanyalar düzenledi. Ancak uzunca süren mücadele sonucunda santral çalışmaya devam etti.

Read More

Yenilenebilir enerjileri kömürden daha ucuza getirme planı açıklandı



İklim Değişikliğini önlemede yenilenebilir enerjileri kömürden daha ucuza getirme planı açıklandı.




Bilim adamları ve iktisatçılar iklim değişikliğinin önüne geçecek kritik bir adım atarak, yeşil enerjinin 10 yıl içinde kömürden daha ucuz hale gelmesi için çalışmalarda bulunacak bir komisyon kurdu. Ekip bu hedefini, 1960’lardaki Apollo programında ABD’nin verdiği ‘gelecek on yılın sonunda aya insan gönderme’ sözüne benzetiyor.







Aralarında İngiliz Hükümeti’nin bilim konularındaki eski baş danışmanı Sir David King; Royal Society’nin eski başkanı Lord Rees; Lord Stern ve Lord Rayard gibi ekonomistlerin bulunduğu önde gelen akademisyenler, en kirli fosil yakıt olan kömürden vazgeçmeden küresel ısınmanın önlenemeyeceği görüşünde.Projeyi ‘Global Apollo Programı’ olarak adlandıran ekip, yenilenebilir enerji, depolama ve elektrik nakli gibi temel konularda araştırmaları ve ilerlemeyi arttırmak amacıyla bir uluslararası mutabakat çağrısı yapıyor ve dünyanın her yerinden ülkelerin desteğini almayı umuyor.


Proje ekibi, araştırmalarında rüzgar, güneş ve diğer yeşil enerji türlerini 2025’e kadar kömürden daha az maliyetli bir güç kaynağı haline getirmeyi hedefliyor. İklim değişikliğinin önlenebilmesi için küresel ısılardaki artışın 2°C’yi geçmemesi gerekiyor ve bu hedef bunu mümkün kılıyor.

Programın mimarlarından olan ve yıllardır fosil yakıtlardan uzaklaşarak ‘karbonsuzlaştırılmış’ ekonomiye geçmeyi savunan Sir David şöyle diyor:

“Her şey şu an karşı karşıya kaldığımız iklim değişikliği riskiyle başladı. Yaklaşan büyük bir felaket, fakat bu bence önlenebilir.”

Geçtiğimiz günlerde Londra’daki Royal Society’de programının açılışında konuşan Sir David

“Bu çok önemli küresel bir fırsat ve harekete geçmemiz gerekiyor” diyor ve ekliyor: “2°C’nin altında kalmak oldukça zorlu olacak. Buna acilen çözülmesi gereken bir sorun olarak yaklaşmalıyız. Bu yolda hemen adım atmazsak gelecekte çok daha büyük sorunlarla uğraşmak zorunda kalacağız”.

Global Apollo raporunun yedi yazarının arasında Royal Academy of Engineering’in ve BP’nin eski başkanı Lord Browne; kabine eski sekreteri Lord Gus O’Donnell ve Finansal Hizmetler Kurulu ve İklim Değişikliği Komitesi’nin eski başkanı Lord Turner bulunuyor.

Yenilenebilir enerji için yapılan küresel araştırmalar ve ilerlemelere ayrılan fon oldukça az; araştırmalara ayrılan tüm küresel kamu fonunun yalnızca %2’si. Rapora göre bu miktarın yılda 6 milyar dolardan yılda en az 15 milyar dolara çıkarılması gerekiyor.






Yıllık karbondioksit emisyonları fosil yakıtların, özellikle de kömürün kullanıldığı ekonomilerde durdurulamayacak bir hızda artıyor. Karbonsuz yeşil enerji 2°C’lik sıcaklık artışını önleyecek şekilde yıllık emisyonları azalatacaktır.







London School of Economics İktisat Fahri Profesörü Lord Layard’ın belirttiği üzere bu rakama, Global Apollo konsorsiyumuna katılan ülkelerin gayrisafi milli hasılalarının yüzde 0,02’sini projeye ayırmasıyla ulaşılabiliyor.

Lord Layard şöyle diyor: “Bu tıpkı aya insan göndermek kadar büyük ve zorlu bir görev… Bunun problemi çözmek için en asgari ihtiyaç olduğuna inanıyoruz. İyi haber, bu teknolojik ilerlemeyi görüyoruz. Kötü haberse, bu ilerleme yeterince hızlı değil.”

İklim değişikliği ekonomisi üzerine hükümet raporu hazırlayan komitenin başkanı Lord Stern, kömürün şu anki maliyetinin bir ton için 50 dolar olduğunu fakat çevreye verdiği zarar ve insan sağlığına etkileri de göz önünde bulundurulunca bu rakamın yaklaşık 200 dolara çıktığını belirtiyor.

Lord Stern: “Gelecek yirmi yılda insanların yaşam tarzlarında önemli değişikliler olacak. Bu konu problem teşkil ettiği gibi, yenilenebilir enerjiyi rekabet edebilir hale getirecek teknolojik gelişmeler için yeni fırsatlar da sunuyor. Şehirlerimizi, ulaşımlarımızı ve enerji sistemlerimizi gelecek 20 yılda nasıl inşa ettiğimiz kritik eşik olan 2°C’de kalma ihtimalimizi belirleyecek. Bu zamanı gelen, hatta ertelenemeyecek bir fikir.”

2010’da dünya liderleri küresel ısı artışını 2°C’de sınırlandırma konusunda hemfikir oldu. Bu, atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonunun 450 ppm’de (bir milyon parçacıkta 450 karbondioksit) tutulması anlamına geliyor.


Fakat fosil yakıt kullanımı ve özellikle kömürle çalışan güç istasyonları karbondioksit emisyonlarındaki artışı devam ettirerek konsantrasyonun 400 ppm’e ulaşmasına sebep oldu ve bu rakam hiç de azalacak gibi durmuyor. Bu sırada küresel enerji talebinin 2035’de üçte bir oranında artması bekleniyor.

Global Apollo raporuna göre ortalama sıcaklık, sanayi öncesi dönemdeki seviyenin 0,8°C üzerinde.

Raporda, sıcaklığın bu seviyenin 2°C üstüne çıkması durumunda milyarlarca insanın kuraklık, seller ve fırtınalar gibi ciddi çevre felaketleriyle karşılaşacağı ve milyonlarcasının geçim sıkıntısı yüzünden göç etmek zorunda kalacağı belirtiliyor.

Global Apollo Programı güneş ve rüzgar gücü gibi yenilenebilir kaynaklardan elde edilecek elektiriği ucuz hale getirerek kömürü devre dışı bırakmayı amaçlıyor. 10 yıllık bu programın mimarları, teknolojideki gelişmelerin yeşil enerjiyi daha etkili ve uygun maliyetli hale getirebileceği 6 temel konu tespit etti. Bu altısından üçü kritik olarak önemli:



Apollo İlkeleri: Üç Temel Hedef

Yenilenebilirler:

Dünya çapında yenilenebilir enerji kaynakları hakkında kamu destekli araştırma ve gelişmelerin yılda 6 milyar dolar düzeyinde olduğu tahmin ediliyor. Bu, yenilenebilirler için yıllık üretim sübvansiyonu olan 101 milyar dolar ve 550 milyar dolarlık fosil yakıt endüstrisi sübvansiyonuyla karşılaştırılabilir. Araştırma ve ilerlemeler güneş enerjisi ekonomisini ciddi bir biçimde değiştirebilir. Örneğin Güneş yeryüzüne, insan talebinin 5000 katı kadar enerji sağlıyor. Güneş ışığını direkt olarak elektriğe çeviren güneş panellerinin maliyeti 1992’de 10 dolar iken günümüzde 50 centin altına düştü. Rüzgar enerjisi maliyetindeki düşüş daha yavaş fakat rapora göre bu, yeni metodlarla dönüştürülebilir.

Elektrik depolama:

Rüzgar ve güneş düzensiz enerji kaynaklarıdır. Güneş ışırken ya da rüzgar eserken elde edilen elektriğin soğuk geceler ve rüzgarsız günler için depolanması bu kaynakların maliyetini verimli hale getirecektir. Global Apollo Programı bataryalar, termal depolar, basınçlı hava, yakıt pompaları, çarklar, erimiş tuz, pompalı hidroelektrik ve hidrojen yakıtlar hakkında araştırmalara ihtiyaç olduğunu ve bunların enerji depolarının gelişmesi için temel konular olduğunu vurguluyor.

Akıllı şebekeler:

Arz ve talebi dengeleyerek elektrik aktarımının daha etkili şekilde sağlanması ve elektrik şebeke yazılımının geliştirilmesi gereksiz kayıpları büyük bir oranda önleyebilir. Şebeke gücünün yüzde 30 ötesine yenilenebilir enerji dağıtımındaki temel sorun, mevcut elektirik şebekelerinin zayıf entegrasyonudur. Akıllı şebekeler bunu geliştirerek yeşil enerjiyi daha etkili ve uygun maliyetli hale getirebilir.


Raporun yazarları

Sir David King

Birleşik Krallık Hükümet Eski Başuzmanı Chief Scientist

Lord Browne

Royal Academy of Engineering eski başkanı ve BP eski CEO’su

Lord Stern

IG Patel Professor of Economics and Government, LSE. Grantham Research Institute’de İklim Değişikliği ve Çevre Başkanı

Lord O’Donnell

Frontier Economics Başkanı, Birleşik Krallık Kabine Eski Sekreteri

Lord Rees

Kraliyet Astronomu ve Royal Society Eski Başkanı, Cambridge Trinity College Eski Yöneticisi,. Kozmoloji ve Astrofizik Fahri Profesörü

Lord Turner

New Economic Thinking Enstitüsü Kıdemli Araştırma Üyesi. Finansal Hizmetler Kurulu (Financial Services Authority) ve İklim Değişikliği Komitesi Eski Başkanı

Lord Layard

LSE Centre for Economic Performance – Refah Programı Direktörü ve İktisat Fahri Profesörü



Read More

Dünyanın mutluluk sıralamasında ilk 5 te yer alan Kosta Rika 75 gün boyunca sadece yenilenebilir enerji kullandı



Kosta Rika, kendi ürettiği yenilenebilir enerjiyi arka arkaya 75 gün boyunca kullanabildiğini açıkladı.



Ülke, son dönemdeki sağanak yağışlar sayesinde bu başarıyı elde etti. Yağışlar sayesinde dört hidroelektrik tesis, yılın ilk üç ayı boyunca enerji üretmeye devam etti.


Kosta Rika Elektrik Enstitüsü, Aralık 2014'ten bu yana ülkede elektrik üretmek için fosil yakıt kullanılmadığını belirtti. Küçük bir ülke olan Kosta Rika'da, temiz ve yenilenebilir enerji kullanımı bir devlet politikası olarak uygulanıyor.


4 milyon 800 bin nufuslu ülke, yenilenebilir enerji üretimi konusunda önemli aşamalar kaydetti.Geçen yıl kullanılan enerjinin %80'i hidrosantrallerde üretildi. Çok sayıda yanardağ bulunan ülkede tüketilen enerjinin %10'u ise jeotermal enerjiden sağlandı.


Bugün itibariyle Kosta Rika %94'e kadar varan oranda yenilenebilir enerji kullanıyor.


Zengin petrol kaynakları çevre için kullanılmıyor.


Ülkede yeni jeotermal projeler de sürüyor. Böylece ülkenin gelecekte fosil yakıt kullanmasının önüne geçilmek isteniyor. Her ne kadar ülkede zengin petrol kaynakları bulunduysa da, hükümet çevresel nedenlerle bu kaynakları kullanmamayı tercih etmişti.






Kosta Rika'da çok sayıda yanardağ bulunuyor ve bu yanardağlar jeotermal enerji üretiminde kullanılıyor.


Hükümet 2014 yılında 958 milyon dolarlık bir jeotermal projeyi onaylamıştı. Bu gelişmeler, ülkenin 2012 yılında ''karbonsuz hava'' projesi için altyapı hazırlıkları olarak değerlendiriliyor. Dünya ekonomik forumu, 2014 küresel rekabet endeksinde Kosta Rikayı Uruguay'dan sonra Latin Amerika'da elektrik ve iletişim altyapısı konusunda ikinci sırada göstermişti.
Read More
(24) yenilenebilir (16) (9) (7) (5) (5) (3) (3) (3) (3) (3) (3) (3) (3) (3) (3) (2) (2) (2) (2) (2) (2) (2) (2) (2) (2) (2) (2) (2) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1) (1)

Enter your email address:

Delivered by FeedBurner

TWEETS BY YENİLENEBİLİR