Enerji ihtiyacının yüzde 140'ı rüzgar türbinlerinden.



Danimarka'dan tarihi bir rekor: Enerji ihtiyacının yüzde 140'ı rüzgar türbinlerinden üretildi.

Yenilenebilir enerji konusunda her geçen gün kendisini geliştiren Danimarka bir rekora imza attı. Geçtiğimiz perşembe günü yapılan açıklamalara göre, ülkenin enerji ihtiyacının yüzde 140’ı rüzgar enerjisinden karşılandı.
Konumu sayesinde rüzgar enerjisi üretmeye elverişli Danimarka toprakları, geçtiğimiz hafta normal seyrinden yüksek rüzgarlar ile ülke ihtiyacının yüzde 140’ına denk enerjiyi üretti. İhtiyaç fazlası enerjinin yüzde 80’i Almanya ve Norveç ile paylaşılırken, yüzde 20’si İsveç’e aktarıldı.





2014 yılı ile karşılaştırıldığında Danimarka’nın rüzgar türbinleri ülke ihtiyacının yüzde 39’unu karşılarken son gelişmeler yenilenebilir enerji uzmanlarını heyecanlandırdı. Ecofys Enerji Danışmanlığı’ndan Kees van der Leun’un açıklamalarına göre, Danimarka’nın 2020 yılı yenilenebilir enerji planına, belirlenen tarihten önce ulaşılması bekleniyor.
Avrupa Rüzgar Enerjisi Birliği (EWEA) sözcüsü Oliver Joy yaşanan gelişmeler üzerine yaptığı açıklamada, “Bu durumla enerjisini yüzde 100 yenilenebilir kaynaklardan sağlayan bir dünyanın hayal olmadığını görüyoruz. Rüzgar enerjisi ve yenilenebilir kaynaklar, hem karbon salımı problemine çözüm hem de yüksek talep zamanlarında rezerv güvencesi olabilirler” dedi.






Yenilenebilir enerji konusunda her geçen gün kendisini geliştiren Danimarka bir rekora imza attı. Geçtiğimiz perşembe günü yapılan açıklamalara göre, ülkenin enerji ihtiyacının yüzde 140’ı rüzgar enerjisinden karşılandı.
Konumu sayesinde rüzgar enerjisi üretmeye elverişli Danimarka toprakları, geçtiğimiz hafta normal seyrinden yüksek rüzgarlar ile ülke ihtiyacının yüzde 140’ına denk enerjiyi üretti. İhtiyaç fazlası enerjinin yüzde 80’i Almanya ve Norveç ile paylaşılırken, yüzde 20’si İsveç’e aktarıldı.






2014 yılı ile karşılaştırıldığında Danimarka’nın rüzgar türbinleri ülke ihtiyacının yüzde 39’unu karşılarken son gelişmeler yenilenebilir enerji uzmanlarını heyecanlandırdı. Ecofys Enerji Danışmanlığı’ndan Kees van der Leun’un açıklamalarına göre, Danimarka’nın 2020 yılı yenilenebilir enerji planına, belirlenen tarihten önce ulaşılması bekleniyor. Avrupa Rüzgar Enerjisi Birliği (EWEA) sözcüsü Oliver Joy yaşanan gelişmeler üzerine yaptığı açıklamada, “Bu durumla enerjisini yüzde 100 yenilenebilir kaynaklardan sağlayan bir dünyanın hayal olmadığını görüyoruz. Rüzgar enerjisi ve yenilenebilir kaynaklar, hem karbon salımı problemine çözüm hem de yüksek talep zamanlarında rezerv güvencesi olabilirler” dedi.








Her ne kadar rüzgar enerjisi; temiz enerji, yeşil enerji olarak adlandırılsa da rüzgar enerjisinin bulunduğu ekosistemdeki canlılar üzerinde yarattığı tehlike, bu enerji türünün doğa dostu olarak adlandırılması konusunda şüphe teşkil ediyor. Yenilenebilir enerji uzmanları konu hakkında gelişmelerin devam ettiğini, rüzgar türbinlerinin tamamıyla doğa dostu olması üzerinde çalıştıklarını belirtiyor.

Read More

Güneşi Takip Eden Dev Güneş Çiçekleri



James Cameron'dan güneşi takip eden Dev Güneş Çiçekleri



Büyük projelere attığı imzalarıyla ünlü, Avatar'ın yönetmeni James Cameron şimdi de daha fazla güneş enerjisi toplayabileceğini umduğu, estetik, yeni bir güneş cihazı tasarladı. Bu cihaz çatılardaki mevcut güneş toplaçlarına bir alternatif. Mevcut sabit toplaçlar belli bir açıyla düşen güneşi toplayabiliyor, oysa takip sistemi olan toplaçlar güneş enerjisini en yüksek kapasitede toplayabiliyor. İşte bu sebeple “Güneş Çiçeği” güneşi takip edebilecek şekilde yapıldı, böylece güneş gökyüzünde hareket ederken olabildiğince gün ışığını absorbe edebilecek.

Tasarımda güneşi gün boyu takip eden ayçiçeklerinden esinlenildi. Böylece verimliliğin yanı sıra güneş teknolojisini daha sanatsal bir çalışmayla göze daha hoş görünür hale getirmek ve bu sistemlerin yaygınlaşmasına katkıda bulunmak istenmiş.







Enerji jeneratöründen çok, bir sanat eserini andıran bu 10 metre yüksekliğindeki yapı, 14 büyük yaprağa sahip. Cameron bu projedeki takip sistemi için Sonnen adlı teknoloji şirketiyle çalıştı. Bu sistemde; astronomi verileriyle güneşin günlük rotası hesaplanıyor, “Güneş Çiçeği”nin yüzü bu hesaplara göre yönlendiriliyor.İlk çiçekler, geçen ay, kâr amacı gütmeyen, doğa dostu ve sürdürülebilir yaşamı destekleyen MUSE okulunun Malibu kampüsüne yerleştirildi. Cihazlar hâli hazırda elektrik şebekesine bağlı, ancak yakın zamanda yeni çıkacak enerjiyi depolayabilen pillerin (Powerwall battery) denenmesi de dört gözle bekleniyor.Günümüzde bağlantılı beş “Güneş Çiçeği”nin ürettiği elektrik günlük 260 kWh, bu da yaklaşık olarak okulun günlük enerji ihtiyacının yüzde 75 – 90’ını karşılıyor. Ancak sıcak yaz günlerinde bunun yüzde 100’e ulaşacağı tahmin ediliyor. Ortalama Amerikalı bir ailenin günlük yaklaşık 29 kWh elektrik tükettiği göz önüne alınırsa, bu çiçeklerden sadece biri bunu karşılamaya yetecek.






Cameron tasarımının patentini alırken, aynı zamanda tüm tasarım planlarını da açık-kaynak olarak sunuyor. Böylece cihaz dünyanın her yerinde kopyalanabilecek. Beraberinde tasarladığı şık gösterge tablosu ise, MUSE öğrencilerinin bir yandan güneş toplacının ardındaki mühendisliği öğrenirlerken, bir yandan da ne kadar enerji üretildiğini takip edebilmesini sağlıyor.






“Güneş Çiçekleri” sadece göze hitap etmiyorlar, aynı zamanda beklenmedik bir fayda daha sağlıyorlar: Gölge. Bu yüksek yapılar, güneş hareket ettikçe, hareket eden dev plaj şemsiyelerine benziyorlar. Bu cihazların, gölge sorunu olan geniş çöl arazilerinde, hem ucuz elektrik üretmede hem de gölge sağlamada ne kadar faydalı olabileceğini tahmin edilebiliyor. Tasarımın açık-kaynak halde sunulacak olması sebebiyle de yakında birçok yerde bu tasarımın ve türevlerinin karşımıza çıkması olası
Read More

Yenilenebilir enerjileri kömürden daha ucuza getirme planı açıklandı



İklim Değişikliğini önlemede yenilenebilir enerjileri kömürden daha ucuza getirme planı açıklandı.




Bilim adamları ve iktisatçılar iklim değişikliğinin önüne geçecek kritik bir adım atarak, yeşil enerjinin 10 yıl içinde kömürden daha ucuz hale gelmesi için çalışmalarda bulunacak bir komisyon kurdu. Ekip bu hedefini, 1960’lardaki Apollo programında ABD’nin verdiği ‘gelecek on yılın sonunda aya insan gönderme’ sözüne benzetiyor.







Aralarında İngiliz Hükümeti’nin bilim konularındaki eski baş danışmanı Sir David King; Royal Society’nin eski başkanı Lord Rees; Lord Stern ve Lord Rayard gibi ekonomistlerin bulunduğu önde gelen akademisyenler, en kirli fosil yakıt olan kömürden vazgeçmeden küresel ısınmanın önlenemeyeceği görüşünde.Projeyi ‘Global Apollo Programı’ olarak adlandıran ekip, yenilenebilir enerji, depolama ve elektrik nakli gibi temel konularda araştırmaları ve ilerlemeyi arttırmak amacıyla bir uluslararası mutabakat çağrısı yapıyor ve dünyanın her yerinden ülkelerin desteğini almayı umuyor.


Proje ekibi, araştırmalarında rüzgar, güneş ve diğer yeşil enerji türlerini 2025’e kadar kömürden daha az maliyetli bir güç kaynağı haline getirmeyi hedefliyor. İklim değişikliğinin önlenebilmesi için küresel ısılardaki artışın 2°C’yi geçmemesi gerekiyor ve bu hedef bunu mümkün kılıyor.

Programın mimarlarından olan ve yıllardır fosil yakıtlardan uzaklaşarak ‘karbonsuzlaştırılmış’ ekonomiye geçmeyi savunan Sir David şöyle diyor:

“Her şey şu an karşı karşıya kaldığımız iklim değişikliği riskiyle başladı. Yaklaşan büyük bir felaket, fakat bu bence önlenebilir.”

Geçtiğimiz günlerde Londra’daki Royal Society’de programının açılışında konuşan Sir David

“Bu çok önemli küresel bir fırsat ve harekete geçmemiz gerekiyor” diyor ve ekliyor: “2°C’nin altında kalmak oldukça zorlu olacak. Buna acilen çözülmesi gereken bir sorun olarak yaklaşmalıyız. Bu yolda hemen adım atmazsak gelecekte çok daha büyük sorunlarla uğraşmak zorunda kalacağız”.

Global Apollo raporunun yedi yazarının arasında Royal Academy of Engineering’in ve BP’nin eski başkanı Lord Browne; kabine eski sekreteri Lord Gus O’Donnell ve Finansal Hizmetler Kurulu ve İklim Değişikliği Komitesi’nin eski başkanı Lord Turner bulunuyor.

Yenilenebilir enerji için yapılan küresel araştırmalar ve ilerlemelere ayrılan fon oldukça az; araştırmalara ayrılan tüm küresel kamu fonunun yalnızca %2’si. Rapora göre bu miktarın yılda 6 milyar dolardan yılda en az 15 milyar dolara çıkarılması gerekiyor.






Yıllık karbondioksit emisyonları fosil yakıtların, özellikle de kömürün kullanıldığı ekonomilerde durdurulamayacak bir hızda artıyor. Karbonsuz yeşil enerji 2°C’lik sıcaklık artışını önleyecek şekilde yıllık emisyonları azalatacaktır.







London School of Economics İktisat Fahri Profesörü Lord Layard’ın belirttiği üzere bu rakama, Global Apollo konsorsiyumuna katılan ülkelerin gayrisafi milli hasılalarının yüzde 0,02’sini projeye ayırmasıyla ulaşılabiliyor.

Lord Layard şöyle diyor: “Bu tıpkı aya insan göndermek kadar büyük ve zorlu bir görev… Bunun problemi çözmek için en asgari ihtiyaç olduğuna inanıyoruz. İyi haber, bu teknolojik ilerlemeyi görüyoruz. Kötü haberse, bu ilerleme yeterince hızlı değil.”

İklim değişikliği ekonomisi üzerine hükümet raporu hazırlayan komitenin başkanı Lord Stern, kömürün şu anki maliyetinin bir ton için 50 dolar olduğunu fakat çevreye verdiği zarar ve insan sağlığına etkileri de göz önünde bulundurulunca bu rakamın yaklaşık 200 dolara çıktığını belirtiyor.

Lord Stern: “Gelecek yirmi yılda insanların yaşam tarzlarında önemli değişikliler olacak. Bu konu problem teşkil ettiği gibi, yenilenebilir enerjiyi rekabet edebilir hale getirecek teknolojik gelişmeler için yeni fırsatlar da sunuyor. Şehirlerimizi, ulaşımlarımızı ve enerji sistemlerimizi gelecek 20 yılda nasıl inşa ettiğimiz kritik eşik olan 2°C’de kalma ihtimalimizi belirleyecek. Bu zamanı gelen, hatta ertelenemeyecek bir fikir.”

2010’da dünya liderleri küresel ısı artışını 2°C’de sınırlandırma konusunda hemfikir oldu. Bu, atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonunun 450 ppm’de (bir milyon parçacıkta 450 karbondioksit) tutulması anlamına geliyor.


Fakat fosil yakıt kullanımı ve özellikle kömürle çalışan güç istasyonları karbondioksit emisyonlarındaki artışı devam ettirerek konsantrasyonun 400 ppm’e ulaşmasına sebep oldu ve bu rakam hiç de azalacak gibi durmuyor. Bu sırada küresel enerji talebinin 2035’de üçte bir oranında artması bekleniyor.

Global Apollo raporuna göre ortalama sıcaklık, sanayi öncesi dönemdeki seviyenin 0,8°C üzerinde.

Raporda, sıcaklığın bu seviyenin 2°C üstüne çıkması durumunda milyarlarca insanın kuraklık, seller ve fırtınalar gibi ciddi çevre felaketleriyle karşılaşacağı ve milyonlarcasının geçim sıkıntısı yüzünden göç etmek zorunda kalacağı belirtiliyor.

Global Apollo Programı güneş ve rüzgar gücü gibi yenilenebilir kaynaklardan elde edilecek elektiriği ucuz hale getirerek kömürü devre dışı bırakmayı amaçlıyor. 10 yıllık bu programın mimarları, teknolojideki gelişmelerin yeşil enerjiyi daha etkili ve uygun maliyetli hale getirebileceği 6 temel konu tespit etti. Bu altısından üçü kritik olarak önemli:



Apollo İlkeleri: Üç Temel Hedef

Yenilenebilirler:

Dünya çapında yenilenebilir enerji kaynakları hakkında kamu destekli araştırma ve gelişmelerin yılda 6 milyar dolar düzeyinde olduğu tahmin ediliyor. Bu, yenilenebilirler için yıllık üretim sübvansiyonu olan 101 milyar dolar ve 550 milyar dolarlık fosil yakıt endüstrisi sübvansiyonuyla karşılaştırılabilir. Araştırma ve ilerlemeler güneş enerjisi ekonomisini ciddi bir biçimde değiştirebilir. Örneğin Güneş yeryüzüne, insan talebinin 5000 katı kadar enerji sağlıyor. Güneş ışığını direkt olarak elektriğe çeviren güneş panellerinin maliyeti 1992’de 10 dolar iken günümüzde 50 centin altına düştü. Rüzgar enerjisi maliyetindeki düşüş daha yavaş fakat rapora göre bu, yeni metodlarla dönüştürülebilir.

Elektrik depolama:

Rüzgar ve güneş düzensiz enerji kaynaklarıdır. Güneş ışırken ya da rüzgar eserken elde edilen elektriğin soğuk geceler ve rüzgarsız günler için depolanması bu kaynakların maliyetini verimli hale getirecektir. Global Apollo Programı bataryalar, termal depolar, basınçlı hava, yakıt pompaları, çarklar, erimiş tuz, pompalı hidroelektrik ve hidrojen yakıtlar hakkında araştırmalara ihtiyaç olduğunu ve bunların enerji depolarının gelişmesi için temel konular olduğunu vurguluyor.

Akıllı şebekeler:

Arz ve talebi dengeleyerek elektrik aktarımının daha etkili şekilde sağlanması ve elektrik şebeke yazılımının geliştirilmesi gereksiz kayıpları büyük bir oranda önleyebilir. Şebeke gücünün yüzde 30 ötesine yenilenebilir enerji dağıtımındaki temel sorun, mevcut elektirik şebekelerinin zayıf entegrasyonudur. Akıllı şebekeler bunu geliştirerek yeşil enerjiyi daha etkili ve uygun maliyetli hale getirebilir.


Raporun yazarları

Sir David King

Birleşik Krallık Hükümet Eski Başuzmanı Chief Scientist

Lord Browne

Royal Academy of Engineering eski başkanı ve BP eski CEO’su

Lord Stern

IG Patel Professor of Economics and Government, LSE. Grantham Research Institute’de İklim Değişikliği ve Çevre Başkanı

Lord O’Donnell

Frontier Economics Başkanı, Birleşik Krallık Kabine Eski Sekreteri

Lord Rees

Kraliyet Astronomu ve Royal Society Eski Başkanı, Cambridge Trinity College Eski Yöneticisi,. Kozmoloji ve Astrofizik Fahri Profesörü

Lord Turner

New Economic Thinking Enstitüsü Kıdemli Araştırma Üyesi. Finansal Hizmetler Kurulu (Financial Services Authority) ve İklim Değişikliği Komitesi Eski Başkanı

Lord Layard

LSE Centre for Economic Performance – Refah Programı Direktörü ve İktisat Fahri Profesörü



Read More

Enter your email address:

Delivered by FeedBurner

TWEETS BY YENİLENEBİLİR